Anayasa m. 38/5'te düzenlenen 'nemo tenetur' (kimsenin kendisini ve yakınlarını suçlayıcı beyanda bulunmaya veya delil göstermeye zorlanamaması) ilkesinin, CMK m. 81 uyarınca bir şüphelinin kimliğinin tespiti amacıyla vücudundan zorla kan veya benzeri biyolojik örnek alınması işlemi karşısındaki durumunu, 'zehirli ağacın meyvesi' prensibi ve Anayasa m. 17'deki 'vücut bütünlüğü' hakkı ile ilişkilendirerek tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #169009

Bu konu, anayasal hakların çatışması ve yorumlanması açısından karmaşık bir alandır. 'Nemo tenetur' ilkesi, temel olarak şüphelinin/sanığın iradi beyanını ve aktif katılımını gerektiren eylemleri kapsar. Yani kişi, susma hakkına sahiptir ve aleyhine ifade vermeye zorlanamaz. Ancak vücudundan zorla kan, idrar, kıl gibi örneklerin alınması, şüphelinin iradesinden bağımsız, pasif bir şekilde katlandığı bir işlemdir. Doktrin ve Yargıtay'ın genel kabulü, bu tür işlemlerin 'nemo tenetur' ilkesinin koruma alanına girmediği yönündedir. Zira burada kişiden bir 'beyan' veya 'açıklama' istenmemekte, vücudu delil elde etme aracı olarak kullanılmaktadır. Bu durum, Anayasa m. 17'deki 'vücut bütünlüğüne dokunulmazlığı' hakkına bir müdahale teşkil eder. Ancak Anayasa m. 17/2, 'tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında' bu hakka dokunulamayacağını belirterek, kanunla sınırlamaya izin vermiştir. CMK m. 75 ve 81 gibi düzenlemeler bu 'kanunda yazılı hali' oluşturur. Dolayısıyla, usulüne uygun (hakim kararı, ölçülülük vb. şartlarla) alınan numuneler hukuka uygun kabul edilir ve 'zehirli ağacın meyvesi' prensibi (hukuka aykırı delilden elde edilen delilin de hukuka aykırı olması) bu durumda uygulanmaz. Önemli olan, bu müdahalenin Anayasa m. 13'teki ölçülülük ilkesine uygun olmasıdır. Sonuç olarak, kimlik tespiti veya delil elde etme amacıyla zorla numune alınması, 'nemo tenetur' ilkesini değil, şartları oluştuğunda Anayasa m. 17/2 kapsamında caiz görülen bir müdahale olarak vücut bütünlüğü hakkını ilgilendirir.