7499 sayılı Kanun ile değişik TMK m. 407 uyarınca, bir yıl veya daha uzun süreli hapis cezasına mahkum olan her erginin otomatik olarak kısıtlanması uygulamasına son verilmesinin ardındaki anayasal gerekçeleri, Anayasa Mahkemesi'nin 2022/105 E. sayılı kararı temelinde analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #169005

TMK m. 407'nin eski hali, bir yıl veya daha uzun süreli hapis cezasına mahkum olan her erginin, kişisel durumu ve fiil ehliyetini kullanma yeteneği değerlendirilmeksizin otomatik olarak kısıtlanmasını ve kendisine bir vasi atanmasını öngörüyordu. Anayasa Mahkemesi, 2022/105 E. sayılı kararında bu düzenlemeyi Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir. İptal kararının temel gerekçeleri şunlardır: 1) Ölçülülük İlkesinin İhlali (Anayasa m. 13): Kural, hükümlünün korunması gibi meşru bir amaca hizmet etse de, bu amaca ulaşmak için zorunlu olandan daha ağır bir müdahale getirmektedir. Hükümlünün ayırt etme gücüne sahip olup olmadığı, kendi işlerini yürütebilecek durumda olup olmadığı değerlendirilmeksizin herkese aynı kısıtlamanın uygulanması, tedbirin 'gerekli' ve 'orantılı' olmasını engellemektedir. Mahkemeye, daha hafif koruma tedbirleri olan kayyımlık veya yasal danışmanlık atama takdiri tanınmamaktadır. 2) Özel Hayatın Gizliliği Hakkının İhlali (Anayasa m. 20): Vesayet altına alınma, kişinin şahsi ve malvarlığına ilişkin birçok hukuki işlemi tek başına yapmasını engelleyerek özel hayatına ve kişisel özerkliğine ağır bir müdahale teşkil eder. Bu müdahalenin, her hükümlü için otomatik ve zorunlu olması, hakkın özüne dokunan bir sınırlama yaratmaktadır. 3) Mülkiyet Hakkının İhlali (Anayasa m. 35): Kısıtlama, hükümlünün malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf etme hakkını (vasinin rızası, vesayet ve denetim makamlarının izni gibi koşullara bağlayarak) önemli ölçüde sınırlar. Bu sınırlamanın da her somut olayın özelliğine bakılmaksızın uygulanması mülkiyet hakkına orantısız bir müdahaledir. 7499 sayılı Kanunla yapılan yeni düzenleme, bu gerekçeler doğrultusunda kısıtlamayı kural olarak hükümlünün 'isteğine' bağlamış, istisnai olarak ise 'kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi halinde' mahkeme kararıyla kısıtlanabilmesine olanak tanıyarak ölçülülük ilkesine uygun bir yapı kurmuştur.