HMK m. 389'da düzenlenen ihtiyati tedbirin 'gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi' şartını, somut olaylara uygulanabilirliği açısından hukuki gerekçeleriyle açıklayınız. Bu şartın, ihtiyati tedbirin 'aceleci' niteliği ile ilişkisini vurgulayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #167823

HMK m. 389/1, ihtiyati tedbir kararının verilebilmesi için 'gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi' gerektiğini belirtir. Bu şart, doktrinde 'periculum in mora' (gecikme tehlikesi) olarak adlandırılır ve ihtiyati tedbirin temel varlık nedenlerinden biridir. **Hukuki Gerekçesi ve Somut Olaylara Uygulanabilirliği:** 1. **Hakkın Korunması:** Asıl davanın uzaması, çoğu zaman dava sonunda haklı çıkacak tarafın dahi hakkına kavuşmasını fiilen imkansız hale getirebilir veya ciddi zararlara yol açabilir. Bu şart, hakkın yargılama süresince korunması, dolayısıyla adil yargılanma hakkının etkinliğini sağlamayı amaçlar. 2. **Telafisi Güç Zararlar:** Endişe edilen sakınca veya zarar, telafisi güç veya imkansız nitelikte olmalıdır. Örneğin, bir malın kaçırılması, devredilmesi, yok edilmesi veya kiracının tahliyesi sonucu işyerinin kapanması gibi durumlar bu kapsamdadır (Yargıtay 3. HD 2021/3452 E., 2021/6001 K. - Covid-19 kira uyarlaması davası, tahliye riskine karşı tedbir). Bu, sadece maddi değil, aynı zamanda kişisel veya ticari zararları da kapsayabilir. 3. **Endişe Yeterliliği:** 'Endişe edilmesi' ibaresi, somut bir zarar veya sakıncanın fiilen doğmuş olmasını zorunlu kılmaz; bu yönde kuvvetle muhtemel bir tehlikenin varlığına ilişkin 'yaklaşık ispat' (HMK m. 390/3) yeterlidir. Hakim, bu endişenin objektif ve makul dayanaklara sahip olup olmadığını değerlendirir. **İhtiyati Tedbirin 'Aceleci' Niteliği ile İlişkisi:** Bu şart, ihtiyati tedbirin 'aceleci' (ivedi) niteliğiyle doğrudan ilişkilidir. Gecikme tehlikesinin varlığı, kararın hızlı bir şekilde alınmasını ve uygulanmasını gerektirir. Bu acelecilik, bazen karşı tarafı dinlemeden karar verilmesi (HMK m. 390/2) gibi istisnai usul kurallarını da haklı kılar. Zira, karşı tarafın dinlenmesi için geçecek süre dahi, telafisi imkansız zararlara yol açabilir. Ancak bu acelecilik, kararın keyfi verilmesine yol açmamalı; her somut olayda, hakimin bu şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini dikkatlice incelemesi ve yasal gerekçelerini belirtmesi zorunludur (Yargıtay 19. HD 2019/2981 E., 2019/4812 K.). Bu denge, hem hakkın korunmasını hem de adil yargılama ilkelerinin muhafazasını amaçlar.