Birleşmiş Milletler (BM) Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi (Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi) ve Anayasa'nın 90. maddesi ışığında, bilişim sistemlerinden elde edilen delillerin (örn. ByLock) hukuka uygunluğu ve delil yasakları prensipleri üzerindeki etkisini değerlendiriniz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu (örn. 2020/159 E., 2021/252 K.), FETÖ/PDY davalarında ByLock gibi bilişim sistemlerinden elde edilen delillerin hukuka uygunluğunu değerlendirirken, uluslararası sözleşmeler ve iç hukuk düzenlemelerini birlikte ele almıştır. **Hukuki Dayanak ve Etki:** 1. **Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi:** Türkiye'nin 10 Kasım 2010'da imzaladığı ve 02.05.2014'te yürürlüğe giren 'Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi' (Budapeşte Siber Suç Sözleşmesi), bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceğini kabul etmiştir. Bu sözleşme, dijital delillerin toplanması konusunda uluslararası bir standart ve yasal çerçeve sunar. 2. **Anayasa'nın 90. Maddesi:** Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir ve bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Bu durum, Siber Suç Sözleşmesi'nin iç hukukta kanun gücünde olduğu ve dijital delillerin elde edilmesine ilişkin hükümlerinin doğrudan uygulanabilir olduğu anlamına gelir. 3. **Delil Yasakları Prensibi:** CMK'nın 217/2. maddesi ve Anayasa'nın 38/6. maddesi, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını belirtir. Ancak, Siber Suç Sözleşmesi'nin de tanıdığı yetkiler çerçevesinde, CMK m. 134 gibi hükümlere uygun olarak alınan hakim kararıyla elde edilen bilişim verileri, hukuka uygun delil niteliğindedir. Ceza Genel Kurulu, MİT tarafından yasal olarak elde edilen ByLock verilerinin, savcılık talebi ve hakim kararıyla (CMK m. 134) incelemesinin hukuka uygun olduğunu kabul etmiştir. 4. **Orantılılık ve Gereklilik:** AİHM içtihatları da (örn. Khan/Birleşik Krallık), delillerin elde edilmesini özel yaşamın gizliliğine müdahale olarak görse de, bu müdahalenin yasal dayanağı olup olmadığı ve ulusal güvenlik gibi meşru bir amaç bağlamında demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirir. Terörle mücadele gibi durumlarda, delillerin elde edilişinin 'orantılılık' ve 'gereklilik' ilkelerine uygun olması halinde hukuka uygun kabul edilir. Bu bağlamda, bilişim sistemlerinden elde edilen veriler, yargılamanın bir bütün olarak adil yapılması koşuluyla kullanılabilir. Özetle, uluslararası sözleşmeler ve iç hukuk düzenlemeleri, bilişim sistemlerinden elde edilen delillerin hukuka uygun bir şekilde toplanması ve kullanılması için yasal bir temel sunmaktadır. Bu deliller, delil yasakları ve orantılılık ilkeleri çerçevesinde, maddi gerçeğe ulaşmada önemli bir rol oynar.