HMK m. 389 kapsamında verilen ihtiyati tedbir kararlarının 'uyuşmazlığın esasını çözümler nitelikte olmaması' ilkesi ile Yargıtay'ın bu ilkedeki katı yorumu terk etme eğilimi arasındaki ilişkiyi emsal kararlar ışığında değerlendiriniz.
Geleneksel olarak, ihtiyati tedbir kararlarının asıl uyuşmazlığı çözecek nitelikte olmaması ilkesi benimsenmiştir (Yargıtay 19. HD 2019/2981 E., 2019/4812 K.). Ancak, HMK Tasarısı'nın 395. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “asıl uyuşmazlığı çözecek nitelikte olmamak şartıyla” ibaresinin TBMM Adalet Komisyonu görüşmelerinde çıkarılması, bu ilkenin katı yorumlanmasının davacının mağduriyetine yol açabileceği endişesinden kaynaklanmıştır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2021/3452 E., 2021/6001 K. sayılı emsal kararında, özellikle COVID-19 pandemisi sebebiyle açılan kira bedelinin uyarlanması davalarında, ihtiyati tedbir kararı verilmediğinde kira sözleşmesinin feshi ve tahliye gibi geri dönülemez zararların doğabileceği, bu nedenle dava sonuna kadar sözleşmenin ayakta tutulmasına yönelik tedbir kararı verilebileceği belirtilmiştir. Bu karar, uyuşmazlığın özüne ilişkin bir tedbir niteliği taşısa da, mağduriyetin önlenmesi ve hükmün işlevsiz kalmaması amacıyla bu katı yorumun terk edildiğini göstermektedir. Bu durum, ihtiyati tedbirin amacının, hak arama hürriyetinin etkinliğini ve adalete erişimi güvence altına almak olduğu ilkesine uygun düşmektedir.