Uyuşmazlık Mahkemesi'nin, vakıf üniversitesi öğretim elemanlarının uyuşmazlıklarında idari yargıyı görevli sayarken dayandığı 'kamu tüzel kişiliği' ve 'kamu hizmeti' kavramları, bu personelin özlük haklarının 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi olmasıyla nasıl bir çelişki yaratmaktadır? Mahkeme bu çelişkiyi nasıl aşmaktadır?
2547 sayılı Kanun'un Ek 2. maddesinde, vakıf yükseköğretim kurumlarında görev alacak personelin çalışma esaslarının devlet üniversiteleri için öngörülen hükümlere tabi olduğu, ancak 'aylık ve diğer özlük hakları bakımından ise 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulanır' denilmektedir. Bu durum bir çelişki yaratmaktadır: Personelin statüsü ve görevi kamu hukuku rejimine (idari), mali hakları ise özel hukuk rejimine (iş hukuku) tabidir. Uyuşmazlık Mahkemesi, bu çelişkiyi aşarken personelin statüsünü ve yürüttüğü hizmetin niteliğini ön plana çıkarmaktadır. Mahkemeye göre, personelin mali haklarının İş Kanunu'na göre belirlenmesi, onların kamu hizmeti yürüten bir kamu personeli olduğu gerçeğini ve statü hukukuna tabi oldukları ilkesini değiştirmez. Kamu tüzel kişisi olan vakıf üniversitesinin, personelin işine son verme işlemi, özel hukukta bir işverenin feshi gibi değil, kamu gücüne dayalı tek yanlı bir 'idari işlem' olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, işlemin iptali veya işlemden doğan tazminat talepleri (tam yargı davası) idari yargının görev alanına girmektedir. Mahkeme, ilişkinin 'statü' boyutunu 'mali' boyutuna üstün tutmaktadır. (Kaynak: vakif-universitelerinde-calisan-ogretim-elemanlarinin-haksiz-fesih-davalarinda-görevli-mahkeme)