Yargıtay HGK'nın 2017/3-1038 E. sayılı kararında, davalının 'bizim adetlerimiz düğünde takılan takılar, kıza takıldıysa kızın, oğlana takıldıysa oğlanın olur' şeklindeki tanık beyanı neden genel kuralı çürütmek için yeterli görülmemiştir? Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına yansıyan yaygın örf ve adet karşısında, yerel bir adetin ispatı için ne tür bir kanıt beklenmektedir?
Kararda, davalının dinlettiği tanığın bu beyanı iki sebeple yetersiz görülmüştür: Birincisi, tanığın beyanı davalının 'tüm takıların erkeğe ait olduğu' iddiasıyla çelişmektedir. Tanık, 'kime takıldıysa ona aittir' demiştir ki bu da farklı bir uygulamadır. İkincisi ve daha önemlisi, bu beyan, Yargıtay'ın yıllardır kabul ettiği ve ülke genelinde yaygın olduğu kabul edilen 'tüm takıların kadına ait olduğu' yönündeki genel kural ve yaygın örf ve adet karşısında zayıf kalmaktadır. Yargıtay, genel kabul görmüş bu kuralın aksini iddia eden tarafın, kendi yöresindeki adetin çok daha 'köklü', yaygın ve istikrarlı bir uygulama olduğunu güçlü ve çelişkisiz delillerle ispatlamasını beklemektedir. Tek bir tanığın beyanı, hele ki çelişkili ise, bu yaygın örf ve adeti ortadan kaldırmak için yeterli bir ispat gücüne sahip değildir. (Yargıtay HGK E. 2017/3-1038 K. 2021/458) (Kaynak: ziynet-esyasinin-aynen-iadesi)