Suçluların iadesi talebinde, iadeye konu suçun hem talep eden devletin hem de Türkiye'nin hukukuna göre suç teşkil etmesi (çifte suçluluk) ilkesi, 6706 sayılı Kanun m. 10/2'de nasıl somutlaştırılmıştır? Cezanın alt ve üst sınırları açısından aranan şartlar, soruşturma aşaması ile kesinleşmiş mahkumiyet kararları için nasıl farklılaşmaktadır?
'Çifte suçluluk' ilkesi, 6706 sayılı Kanun m. 10/2'de, iadeye konu fiilin her iki ülke kanunlarında da belirli bir ağırlıkta hürriyeti bağlayıcı ceza gerektirmesi şartıyla somutlaştırılmıştır. Bu şartlar, soruşturma/kovuşturma aşaması ile kesinleşmiş mahkumiyet kararları için farklıdır: 1) Soruşturma veya Kovuşturma Aşaması: Bu aşamadaki bir iade talebinin kabul edilebilmesi için, fiilin hem talep eden devlet hukukuna hem de Türk hukukuna göre 'üst sınırı bir yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezayı' gerektiren bir suç olması gerekir. 2) Kesinleşmiş Mahkumiyet Kararları: Bu durumda ise, iade talebinin kabul edilebilmesi için hükmolunan cezanın 'en az dört ay hürriyeti bağlayıcı ceza' olması gerekir. Bu ayrımın nedeni, soruşturma aşamasında henüz ceza belli olmadığı için suçun kanundaki tanımına bakılarak ciddiyetinin ölçülmesi, kesinleşmiş kararlarda ise zaten somut bir ceza olduğu için bu cezanın infaza değecek bir ağırlıkta olmasının aranmasıdır. Kanun, çok hafif suçlar için iade prosedürünün işletilmesini engellemek amacıyla bu asgari ceza eşiklerini belirlemiştir. (Kaynak: https://barandogan.av.tr/blog/mevzuat/suclularin-iadesi-suclunun-geri-verilmesi-sartlari.html)