Bir trafik kontrolü sırasında alkolmetreye üflemeyi reddettiği gerekçesiyle hakkında idari yaptırım uygulanan bir sürücü, olaydan 36 dakika sonra gittiği hastaneden 'alkolsüz' olduğuna dair bir rapor almıştır. AYM'nin *Yunus Acar* kararına göre, bu raporun Sulh Ceza Hakimliği tarafından dikkate alınmaması, 'ispat yükünün ters çevrilmesi' anlamına nasıl gelmektedir?
Bu durum, 'ispat yükünün ters çevrilmesi' anlamına gelmektedir çünkü ceza hukuku niteliği taşıyan idari yaptırımlarda, kişinin kabahati işlediğine dair ispat yükü idareye aittir. İdare, kişinin alkolmetreye üflemeyi reddettiğini bir tutanakla ortaya koymuştur. Ancak sürücü, bu reddin sebebinin alkollü olması değil, cihazın bozuk olması olduğunu iddia etmekte ve bu iddiasını, olaydan çok kısa bir süre sonra aldığı ve alkolsüz olduğunu gösteren somut bir delille (hastane raporu) desteklemektedir. Bu rapor, idarenin tutanağının dayandığı temel varsayımı (kişinin alkollü olduğu için üflemediği varsayımı) çürütme potansiyeline sahip güçlü bir karşı delildir. Mahkemenin, bu güçlü karşı delili ve sürücünün iddialarını hiç araştırmadan, 'sen tutanağın aksini ispatlayamadın' diyerek karar vermesi, ispat yükünü fiilen ve haksız bir şekilde sürücünün omuzlarına yıkması demektir. Normalde idarenin, sürücünün delili karşısında kendi tutanağının doğruluğunu (örneğin cihazın çalıştığını, reddin keyfi olduğunu) pekiştirmesi gerekirken, mahkeme sürücüden negatif bir olguyu (cihazın bozuk olduğunu) kesin olarak ispatlamasını beklemiştir. Bu durum, ispat yükünün yer değiştirmesi ve masumiyet karinesinin ihlalidir. (Kaynak: https://sen.av.tr/tr/makale/idari-yaptirima-itirazda-silahlarin-esitligi-ilkesi)