Makalede, 'dürüst yargılanma hakkı'nın sağlanması için 'kimseden, yalnız başına cesaret göstermesini ve kahraman olmasını beklemek doğru değildir' ifadesi kullanılmaktadır. Bu ifade, dürüst yargılamanın sadece bireysel bir erdem meselesi olmadığını, aynı zamanda ne tür bir kurumsal yapı ve kültür gerektirdiğini ima etmektedir?
Bu ifade, dürüst yargılamanın sadece dürüst ve cesur hakimlerin bireysel çabalarıyla sağlanamayacağını; bunun sürdürülebilir ve genel bir ilke haline gelebilmesi için kurumsal bir yapı ve mesleki bir kültür gerektirdiğini ima etmektedir. İma edilenler şunlardır: 1) Kurumsal Destek ve Güvence: Dürüst yargılama yaparak cesaret gösteren bir hakimin, bu kararı nedeniyle idari (tayin, terfi engeli vb.) veya siyasi bir baskıya maruz kalmayacağını garanti eden güçlü kurumsal mekanizmalar (güçlü ve bağımsız bir HSK gibi) olmalıdır. 2) Mesleki Dayanışma Kültürü: Dürüst bir karar veren hakimin, meslektaşları ve üst mahkemeler tarafından yalnız bırakılmaması, aksine desteklenmesi gerekir. 'Başka cesaret gösterenler tarafından desteklenmesi gerektiği' ifadesi buna işaret eder. Bir hakimin, hukukun gereğini yaptığında mesleki olarak dışlanacağı veya kariyerinin olumsuz etkileneceği bir ortamda, cesaret göstermesini beklemek zordur. 3) Sistemsel Bağımsızlık: Yargı sisteminin bir bütün olarak, siyasi ve toplumsal baskılardan arındırılmış, bağımsızlığını içselleştirmiş bir yapıya kavuşması gerekir. Dürüstlük, bireysel bir kahramanlık eylemi değil, sistemin normal işleyişinin bir parçası olmalıdır. Dolayısıyla bu ifade, dürüst yargılamanın kişisel bir ahlak sorunundan çok, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını kurumsal düzeyde güvence altına alan bir sistem sorunu olduğunu vurgulamaktadır. (Kaynak: https://sen.av.tr/tr/makale/adillik-mi-durustluk-mu)