Anayasa Mahkemesi, bir bireysel başvuru kararında (23.01.2014, 262 sayılı) HAGB kararını, 'hapis cezası tehdidinin gazetecileri kamusal meseleleri tartışmaktan caydırıcı bir rol oynayacağı ve otosansüre neden olabileceği' gerekçesiyle ifade ve basın özgürlüğüne 'ölçüsüz' bir müdahale olarak görmüştür. Bu değerlendirme, HAGB'nin hukuken 'mahkumiyet hükmü niteliğinde olmaması' gerçeğiyle nasıl bağdaştırılmaktadır?
Anayasa Mahkemesi, bu iki durumu şu şekilde bağdaştırmaktadır: HAGB, hukuken kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü olmasa da, 'fiili' ve 'potansiyel' sonuçları olan bir karardır. AYM, bir kararın ifade özgürlüğüne müdahale oluşturup oluşturmadığını değerlendirirken sadece onun hukuki niteliğine değil, aynı zamanda kişi üzerindeki 'caydırıcı etkisine' (chilling effect) de bakar. HAGB kararı alan bir gazeteci, 5 yıl boyunca 'kasten yeni bir suç işlememe' yükümlülüğü altındadır. Bu süre içinde, kamusal bir tartışmaya yönelik eleştirel bir yazı yazdığında, bu yazının yeni bir hakaret veya iftira davasına konu olabileceği ve bunun sonucunda ertelenmiş olan hapis cezasının açıklanabileceği endişesi taşır. Bu endişe, gazetecinin kamusal yararı olan konularda bile kendini sınırlamasına, yani 'otosansür' uygulamasına yol açabilir. İşte AYM, HAGB'nin bu 'tehdit' ve 'otosansür' potansiyeli nedeniyle, hukuken mahkumiyet olmasa bile ifade ve basın özgürlüğü üzerinde fiili bir kısıtlama ve müdahale yarattığını kabul etmektedir. Müdahalenin ölçüsüzlüğü de, bu caydırıcı etkinin kamusal tartışmayı engelleme riski ile korunmak istenen şeref ve itibar hakkı arasında adil bir denge kurulamamasından kaynaklanmaktadır. (Kaynak: https://sen.av.tr/tr/makale/iham-ve-anayasa-mahkemesi-nden-hagb-ye-farkli-bakis)