Bir kişinin ölüm tehlikesi içinde kaybolması üzerine TMK m. 32 uyarınca gaipliğine karar verilmiştir. Daha sonra, bu kişinin aslında kaybolduğu olaydan kurtulduğu ancak bir süre sonra farklı bir nedenle (örneğin hastalık) öldüğü anlaşılmıştır. Bu durumda, açılmış olan mirasın hukuki durumu ve mirasçıların tespiti nasıl etkilenir?
Bu durumda, ilk verilen gaiplik kararı temelini yitirir ve ilgililerin başvurusu üzerine iptal edilir. Hukuki durum, gaibin gerçek ölüm tarihine göre yeniden şekillenir. Mirasın hukuki durumu ve mirasçıların tespiti şu şekilde etkilenir: 1) Mirasın Açılma Tarihi: Miras, artık gaiplik kararının esas alındığı 'ölüm tehlikesinin gerçekleştiği an' itibarıyla değil, kişinin 'fiilen öldüğü' (hastalıktan öldüğü) tarih itibarıyla açılmış sayılır. Bu, terekenin içeriğinin ve borçlarının da o tarihe göre belirlenmesi anlamına gelir. 2) Mirasçıların Tespiti: Mirasçılar, kişinin ölüm tehlikesi içinde kaybolduğu andaki değil, fiilen öldüğü andaki yasal ve atanmış mirasçılarıdır. Bu durum mirasçıların kimler olacağını tamamen değiştirebilir. Örneğin, ölüm tehlikesi anında hayatta olan bir çocuğu, eğer babasının gerçek ölüm tarihinden önce ölmüşse, mirasçı olamaz. Onun yerine, halefiyet ilkesi gereği kendi altsoyu (gaibin torunları) mirasçı olur. Ya da gaibin, kaybolduktan sonra ancak gerçek ölümünden önce evlenmiş olması gibi durumlar, yeni bir yasal mirasçının (yeni eş) ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle, ölüm tarihinin netleşmesi, miras hukukunda tüm dengeleri yeniden kurar. (Kaynak: https://ayboga.av.tr/gaiplik-karari-ve-davasi/)