5275 sayılı İnfaz Kanunu m. 19/2, kasten işlenen suçlarda 3 yıl, taksirle işlenen suçlarda ise 5 yıldan fazla hapis cezalarının infazı için 'doğrudan yakalama emri' çıkarılacağını düzenlemektedir. Bu sürelerin altındaki cezalar için ise çağrı kağıdı tebliği esas alınmıştır. Bu ayrımın ardındaki kanun koyucunun rasyoneli (mantığı) ne olabilir? Bu düzenleme, cezanın ağırlığı ile infaz usulü arasında nasıl bir ilişki kurmaktadır?
Bu ayrımın ardındaki rasyonel, suçun ciddiyeti ve hükümlünün infazdan kaçma ihtimali arasında kurulan varsayımsal bir ilişkiye dayanmaktadır. Kanun koyucu, cezanın ağırlığını, hükümlünün kaçma riskinin bir göstergesi olarak kabul etmiştir. Bu düzenleme, cezanın ağırlığı ile infaz usulü arasında şu şekilde bir ilişki kurmaktadır: 1) Yüksek Cezalar (Kaçma Riski Yüksek Varsayımı): Kasten işlenen suçlarda 3 yıl, taksirli suçlarda 5 yıldan fazla hapis cezaları, kanun koyucu tarafından toplum düzeni için daha ciddi bir tehdit olarak görülmektedir. Bu ağırlıktaki cezaları alan bir hükümlünün, cezaevine girmemek için kaçma ihtimalinin daha yüksek olduğu varsayılmıştır. Bu nedenle, bu kişilere çağrı kağıdı gönderip gelmelerini bekleme riski alınmamış, infazın kesinliğini sağlamak amacıyla 'doğrudan yakalama emri' çıkarılması öngörülmüştür. 2) Düşük Cezalar (Kaçma Riski Düşük Varsayımı): Bu sürelerin altındaki cezalar için ise, hükümlünün infaza kendi rızasıyla teslim olma ihtimalinin daha yüksek olduğu, kaçma riskinin daha az olduğu varsayılmıştır. Bu nedenle, kanun koyucu bu kişilere öncelikle çağrı kağıdı ile bir fırsat tanınmasını, insan onuruna daha uygun bir yöntem olan 'davet' usulünün işletilmesini tercih etmiştir. Yakalama emri, ancak bu davete uyulmaması veya kaçma şüphesi gibi ek şartların varlığı halinde devreye girmektedir. (Kaynak: https://sen.av.tr/tr/makale/infazda-cagri-kagidi-ve-yakalama-emri)