Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2017/3-1038 sayılı kararında, düğünde takılan takıların kime takılırsa takılsın kadına ait olduğu yönündeki genel kuralın dayanağı olarak 'yaygın örf ve adet ile ülke gerçekleri' gösterilmiştir. Bu yaklaşım, Medeni Kanun'un hangi temel yorum ilkesine dayanmaktadır ve bu kuralın 'bağışlama' olarak nitelendirilmesinin hukuki sonuçları nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #167012

Bu yaklaşım, Türk Medeni Kanunu'nun 1. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan 'Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.' hükmüne dayanmaktadır. Düğün takılarının mülkiyeti konusunda kanunda açık bir hüküm bulunmadığından, hakim, toplumda yaygın olarak kabul gören örf ve adet hukukuna başvurmuştur. Yargıtay'ın bu içtihadı, bu boşluğu dolduran bir örf ve adet kuralını tespit ve tescil etmektedir. Bu kuralın 'bağışlama' olarak nitelendirilmesinin hukuki sonuçları şunlardır: 1) Mülkiyetin Devri: Takılar, takıldığı anda kadına karşılıksız olarak kazandırılmış (bağışlanmış) sayılır ve kadının kişisel malı (TMK m. 220) haline gelir. Mal rejimi tasfiyesinde erkeğin bu takılar üzerinde bir hakkı olmaz. 2) Geri Alınamazlık: Bağışlama kural olarak geri alınamaz. Erkek, bu takıların kendisine iadesini ancak Borçlar Kanunu'nda sayılan bağışlamadan rücu (geri dönme) şartları (bağışlayana karşı ağır bir suç işlenmesi vb.) varsa talep edebilir. Normal bir boşanma, takıların iadesi için bir sebep değildir. 3) İspat Yükü: Aksini, yani takıların kadına bağışlanmadığını, sadece emaneten takıldığını veya erkeğe ait olduğunu iddia eden taraf (genellikle erkek), bu iddiasını ispatla yükümlü olur. (Kaynak: https://www.zulkufarslan.av.tr/ziynet-esyasinin-aynen-iadesi/)