Yargılamanın 'adil' görünmesinin ötesinde, 'dürüst' olmasının sağlanması, yargı sisteminin hangi unsurlarının siyasetten ve toplumsal baskıdan arındırılmasını gerektirir? Makalede, 'hukuk devleti' ilkesinin korunması için 'adil yargılanma hakkının korunduğunun dış dünyaya gösterilmesi' zorunluluğundan bahsedilmesi, nasıl bir tehlikeye işaret etmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #167010

Yargılamanın 'dürüst' olması, makaleye göre, yargı sisteminin şu unsurlarının siyasetten ve toplumsal baskıdan arındırılmasını gerektirir: 1) Özel Mahkemelerin Olmaması: Belirli davalara bakmak üzere kurulan, tarafsızlığı ve bağımsızlığı şüpheli özel mahkemeler ve bu mahkemelere özel olarak atanmış hakim ve savcıların bulunmaması. 2) Yargının Siyaset Üstü Olması: Yargı erkinin, yürütme veya yasama organlarının etkisi altında kalmadan, sadece hukukun evrensel ilkelerine bağlı olarak karar vermesi. 3) Medya ve Toplumsal Baskıdan Bağımsızlık: Yargılama başlamadan önce medya aracılığıyla yürütülen 'suçluluk kampanyaları' veya kamuoyu baskısının, mahkemelerin kararını etkilememesi. 'Adil yargılanma hakkının korunduğunun dış dünyaya gösterilmesi' zorunluluğundan bahsedilmesi, şu tehlikeye işaret etmektedir: Bir devletin, uluslararası yükümlülükleri ve 'hukuk devleti' imajını korumak için, yargılamanın özünde 'dürüst' olmasa bile, dışarıya karşı usuli kurallara uyuluyormuş gibi 'adil' bir görüntü verme çabasına girmesi. Bu, 'şekil açısından dürüstlük' yanılsaması yaratır. Tehlike, bu şekilciliğin, aslında önyargılı, taraflı ve siyasi amaçlara hizmet eden bir yargı sistemini gizlemek için bir paravan olarak kullanılmasıdır. Bu durum, hukukun üstünlüğünün lafızda kaldığı, gerçekte ise keyfiliğin hüküm sürdüğü bir 'kanun devleti' veya 'polis devleti' anlayışına geçişin göstergesidir. (Kaynak: https://sen.av.tr/tr/makale/adillik-mi-durustluk-mu)