Gizli tanığın 'duruşma dışı' (haricen) dinlenmesi, makalede neden 'delillerin doğrudan doğruya değerlendirilmesi' ilkesinin tümüyle ihlali olarak nitelendirilmektedir? Bu usulün, CMK m. 201 ve İHAS m. 6/3-d'de güvence altına alınan sanığın 'tanığa soru sorma hakkı' üzerindeki kısıtlayıcı etkilerini analiz ediniz.
Gizli tanığın 'duruşma dışı' dinlenmesi, 'delillerin doğrudan doğruya değerlendirilmesi' ilkesini ihlal eder çünkü bu ilke, hükmü verecek olan hakimin, delil ile arasına başka bir kişi veya vasıta girmeden, doğrudan temas kurmasını gerektirir. Tanığın duruşma dışı dinlenip beyanının bir tutanakla mahkemeye sunulması durumunda, hakim tanığın ses tonunu, mimiklerini, tereddütlerini, samimiyetini bizzat gözlemleyemez; sadece yazılı bir metni değerlendirir. Bu, delilin vasıtalı hale gelmesi ve hakimin kanaatinin eksik verilere dayanması demektir. Bu usul, sanığın 'tanığa soru sorma hakkını' da neredeyse tamamen ortadan kaldırır. Duruşmada hazır bulunmayan bir tanığa, özellikle de kimliği gizli bir tanığa, sanık ve müdafiinin etkili bir şekilde soru sorması, anlık tepkilerini ölçmesi, beyanlarındaki çelişkileri ortaya çıkarması imkansızlaşır. Bu durum, savunma hakkının en temel unsurlarından birinin kullanılmasını engeller ve 'silahların eşitliği' ilkesini sanık aleyhine bozar. Makaleye göre bu, hakkın sadece kısıtlanması değil, tümüyle ihlal edilmesi anlamına gelir. (Kaynak: https://sen.av.tr/tr/makale/tanıga-dogrudan-ve-capraz-sorgu-sorunlari)