TCK m. 220, 314 ve 3713 sayılı Kanun kapsamındaki örgüt suçları ile ilgili olarak makalede eleştirilen 'örgüt mensubu', 'iltisak', 'irtibat' gibi kavramların 'belirli ve öngörülebilir' olmamasının, 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi açısından yarattığı temel sorun nedir?
Bu kavramların 'belirli ve öngörülebilir' olmamasının 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi (Anayasa m. 38, TCK m. 2) açısından yarattığı temel sorun, suçun maddi unsurunun sınırlarının belirsizleşmesidir. Kanunilik ilkesi, hangi eylemlerin suç teşkil ettiğinin ve bu suçlara ne ceza verileceğinin kanunda açık, net ve herkes tarafından anlaşılabilir bir şekilde tanımlanmasını gerektirir. Bu, bireylerin hangi davranışlarının yasak olduğunu önceden bilerek hareket etmelerini sağlar (hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik). 'İltisak' (bitişme, yapışma), 'irtibat' (bağlantı) gibi soyut ve yoruma açık kavramlar, örgüt üyeliği veya örgüte yardım gibi suçların sınırlarını belirsizleştirmektedir. Bir kişinin bir örgütle ne düzeydeki bir bağlantısının 'irtibat' veya 'iltisak' sayılacağı, neyin ise suç teşkil etmeyen bir ilişki olduğu net değildir. Bu durum, yargı organlarına çok geniş bir takdir yetkisi tanıyarak, benzer durumlarda farklı kararlar verilmesine ve keyfi uygulamalara yol açma riski taşır. Sonuç olarak, bireyler hangi davranışlarının suç sayılacağını öngöremez hale gelir ki bu da kanunilik ilkesinin özünü zedeler. (Kaynak: https://sen.av.tr/tr/makale/orgut-adina-suc-isleme-sucunun-iptalinin-ilk-yansimalari)