Makaleye göre, ceza yargılamasında tanığın tarafsızlığını korumak amacıyla, tanıklık yapmadan önce alınması gereken usuli tedbirler nelerdir? Bu tedbirlere uyulmamasının, tanığın beyanının 'delil' niteliğine etkisi ne olur?
Makaleye göre alınması gereken usuli tedbirler şunlardır: 1) Tanığa önceden iddianame gönderilmemesi ve tanıklık edeceği konunun içeriği hakkında bilgi verilmemesi. 2) Tanığın, kendi tanıklığından önce duruşma salonunda bulundurulmaması. Bu tedbirlerin amacı, tanığın hafızasının ve beyanlarının diğer taraf beyanlarından, iddialardan veya savunmalardan etkilenmesini önlemek ve sadece kendi görgü ve bilgisine dayalı, tarafsız bir ifade vermesini sağlamaktır. Bu tedbirlere uyulmaması, tanığın 'beyan delili' niteliğinin tahrife uğramasına yol açar. Yani tanığın beyanının saflığı, tarafsızlığı ve güvenilirliği zedelenmiş olur. Makalede bu durumda, 'bu tanık beyanı yargılamada “delil” olarak kullanılamaz' denilmektedir. Bu, söz konusu beyanın delil değerinin düşeceği ve hatta hukuka aykırı delil (delil yasağı) kapsamında değerlendirilerek hükme esas alınamayacağı anlamına gelir. Mahkemenin, bu şekilde usule aykırı dinlenmiş bir tanığın beyanına dayanarak mahkumiyet hükmü kurması, adil yargılanma hakkının ve delillerin doğrudan doğruyalığı ilkesinin ihlali sonucunu doğurur. (Kaynak: https://sen.av.tr/tr/makale/tanıga-dogrudan-ve-capraz-sorgu-sorunlari)