5275 sayılı Kanun m. 19/1'e göre, çağrı kağıdı tebliği üzerine 10 gün içinde gelmeyen veya bu süre içinde 'kaçar ya da kaçacağına dair şüphe uyandıran' hükümlü hakkında yakalama emri çıkarılabilir. Makalede, bu 'şüphe' kavramının niteliği (soyut/somut) ve savcının takdir yetkisinin sınırları nasıl tartışılmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #166975

Makalede 'şüphe' kavramının niteliği ve savcının takdir yetkisi ikili bir perspektifle tartışılmıştır. Bir yandan, kanun koyucunun 'şüphe' kavramını geniş tutarak bu konuda Cumhuriyet savcısına bir takdir yetkisi tanıdığı kabul edilmektedir. Bu şüphe; bir ihbar, hükümlünün yerini terk etmesi gibi somut bulgulara dayanabileceği gibi, hükümlünün geçmişi, sabıkalı hali gibi soyut nedenlere de dayanabilir. Ancak makale, bu takdir yetkisinin sınırsız olmadığını ve keyfi kullanılmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Savcının takdir yetkisinin sınırı, 'dürüstlük kuralı' ve 'orantılılık' ilkeleridir. Buna göre, şüpheye dayanak olabilecek hiçbir somut veya soyut bulgu, bilgi veya delil olmaksızın, sırf varsayıma dayalı olarak bu yetki hükümlü aleyhine kullanılamaz. Özellikle, çağrı kağıdı tebliğinden sonraki 10 günlük sürenin beklenmemesi için kullanılacak olan bu şüphenin, makul ve gerekçelendirilebilir olması gerektiği, aksi takdirde kanunun tanıdığı 10 günlük sürenin anlamsızlaşacağı savunulmaktadır. (Kaynak: https://sen.av.tr/tr/makale/infazda-cagri-kagidi-ve-yakalama-emri)