Bir kişinin 'ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolması' (TMK m. 31 - Ölüm Karinesi) ile 'ölüm tehlikesi içinde kaybolması' (TMK m. 32 - Gaiplik) arasındaki temel hukuki fark nedir? Bu fark, evliliğin sona ermesi ve mirasın paylaşımı açısından ne gibi sonuçlar doğurur?
Temel hukuki fark, ölüm olayının kesinliği ve ispat derecesindedir. Ölüm Karinesi (TMK m. 31): Kişinin ölümüne 'kesin gözle' bakılır. Ceset bulunamasa da ölüm bir olgu olarak kabul edilir (örneğin, okyanusta infilak eden ve kimsenin kurtulamadığı bir denizaltıda olmak). Bu bir 'karine' olup, kişi hukuken 'ölü' sayılır. Gaiplik (TMK m. 32): Kişinin ölümüne dair 'kuvvetli bir olasılık' vardır, ancak ölüm kesin değildir. Kişinin hayatta olma ihtimali zayıf da olsa mevcuttur. Bu durumun hukuki sonuçları şunlardır: Evliliğin Sona Ermesi: Ölüm karinesi durumunda, evlilik kendiliğinden ve derhal sona erer, çünkü eşlerden biri hukuken ölmüştür. Gaiplik kararında ise evlilik kendiliğinden sona ermez. Gaibin eşinin, TMK m. 131 uyarınca evliliğin feshini ayrıca dava etmesi gerekir. Mirasın Paylaşımı: Ölüm karinesi halinde miras, herhangi bir güvenceye (teminat) bağlanmaksızın normal bir ölüm gibi paylaşılır. Gaiplik kararında ise, gaibin geri dönme ihtimaline karşı mirasçılar, tereke mallarını alabilmek için kanunda belirtilen sürelerle (5 veya 15 yıl) güvence göstermek zorundadır (TMK m. 584). (Kaynak: https://ayboga.av.tr/gaiplik-karari-ve-davasi/)