Makalede, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m. 6'daki 'fair trial' ifadesinin Türkçe'ye 'adil yargılanma' yerine 'dürüst yargılanma' olarak çevrilmesi gerektiği savunulmaktadır. 'Adillik' ve 'dürüstlük' kavramları arasında yapılan ayrıma göre, 'görünüşte dürüstlük' olarak tanımlanan adillik neden tek başına yeterli değildir? 'Sen ne söylersen söyle, benim kararım belli' anlayışına sahip bir yargılama, 'adil' görünüp 'dürüst' olmamayı nasıl başarabilir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #166945

'Adillik', makaleye göre daha çok yargılamanın şekli, usuli ve dışa yansıyan yönüyle ilgilidir. Şüpheliye/sanığa avukat hakkı tanınması, tercüman sağlanması, duruşma yapılması gibi usuli kurallara uyulması, yargılamanın 'adil' görünmesini sağlayabilir. Ancak bu, 'görünüşte dürüstlük'tür ve tek başına yeterli değildir. Çünkü 'dürüstlük', yargılamayı yapan süjelerin (hakim, savcı) içsel durumlarıyla, yani önyargıdan, taraflılıktan ve dış etkilerden arınmış olmalarıyla ilgilidir. 'Sen ne söylersen söyle, benim kararım belli' anlayışına sahip bir yargılama, şeklen tüm usul kurallarını yerine getirerek 'adil' görünebilir. Sanığa söz hakkı verilir, avukatı konuşturulur, deliller dosyaya konur; yani tutanaklara bakıldığında her şey usulüne uygun ve 'adil'dir. Ancak hakim, zihninde kararını çoktan vermişse, savunmanın argümanlarını ve delillerini samimiyetle değerlendirmiyorsa, önyargılı veya belirli bir sonucu elde etmeye yönelik hareket ediyorsa, bu yargılama 'dürüst' değildir. Dürüstlük, şekli kurallara uymanın ötesinde, yargılamanın özüne ilişkin bir samimiyet ve tarafsızlık gerektirir. (Kaynak: https://sen.av.tr/tr/makale/adillik-mi-durustluk-mu)