Anlaşmalı boşanma davasında (TMK m. 166/3) tarafların 'yoksulluk nafakası' ve 'iştirak nafakası' konularındaki irade serbestisi ve hakimin bu konulardaki müdahale yetkisi arasında nasıl bir ayrım bulunmaktadır? Çocuğun üstün yararı ilkesi, bu ayrımdaki rolü nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #166941

Ayrım, nafakanın ilgili olduğu kişinin menfaatinden kaynaklanır. Yoksulluk nafakası, tamamen tarafların (eşlerin) şahsi menfaatleriyle ilgili, kamu düzenine ilişkin olmayan bir konudur. Bu nedenle, anlaşmalı boşanma protokolünde taraflar yoksulluk nafakası miktarını, süresini, ödenme şeklini serbestçe belirleyebilir, hatta bu haktan tamamen feragat edebilirler. Hakim, tarafların bu konudaki anlaşmasına kural olarak müdahale edemez. İştirak nafakası ise, müşterek çocuğun bakım, eğitim ve sağlık giderlerine yönelik olup, doğrudan 'çocuğun üstün yararı' ve kamu düzeni ile ilgilidir. Bu nedenle, tarafların iştirak nafakası konusundaki irade serbestisi mutlak değildir. Anlaşmalı boşanma protokolünde taraflar iştirak nafakası için bir miktar belirleseler veya hiç nafaka öngörmeseler dahi, hakim bu düzenlemeyi çocuğun yaşı, ihtiyaçları ve ebeveynlerin ekonomik durumu çerçevesinde değerlendirir. Eğer hakim, anlaşılan miktarı çocuğun menfaatleri için yetersiz bulursa, tarafların anlaşmasını uygun bulmayarak miktarı artırabilir veya nafaka öngörülmemişse re'sen takdir edebilir. Taraflar hakimin bu değişikliğini kabul etmezse, dava çekişmeli boşanmaya dönüşür. Dolayısıyla, 'çocuğun üstün yararı' ilkesi, hakime iştirak nafakası konusunda tarafların anlaşmasına müdahale etme yetkisi ve görevi yükler. (Kaynak: https://kadimhukuk.com.tr/makale/anlasmali-bosanmada-nafaka/)