Kıymet takdirine itiraz, makalede neden teknik anlamda bir 'dava' değil de bir 'şikâyet' olarak nitelendirilmiştir? Bu hukuki nitelemenin, yargılama usulü (örneğin, karşı dava açılabilmesi) ve verilen kararın kanun yolu açısından doğurduğu sonuçlar nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #166935

Kıymet takdirine itirazın bir 'şikâyet' olarak nitelendirilmesinin sebebi, İcra ve İflas Kanunu'ndaki tasnife göre, icra dairesinin bir işlemine karşı, o işlemin kanuna veya olaya uygun olmadığı iddiasıyla icra mahkemesine başvurulmasıdır. Bu, taraflar arasında yeni bir esasa ilişkin uyuşmazlığı çözen bir dava değil, mevcut bir icra takibi içerisindeki bir memur işleminin denetlenmesidir. Bu nitelemenin doğurduğu sonuçlar şunlardır: 1) Yargılama Usulü: Bu bir dava olmadığından, HMK'daki dava usulü tam olarak uygulanmaz. Makalede de belirtildiği gibi, 'karşı dava süreci uygulanmamaktadır'. Karşı taraf, aynı şikâyet içinde kendi itirazlarını bir karşı dava ile ileri süremez, kendisi de ayrı bir şikâyet başvurusu yapmalıdır. 2) Kanun Yolu: İcra mahkemesinin kıymet takdirine itiraza ilişkin verdiği kararlar İİK m. 128/a uyarınca kesindir. Yani, bu kararlara karşı istinaf veya temyiz gibi olağan kanun yollarına başvurulamaz. Ancak bu kesinlik, ihalenin feshi davasında bu konunun tartışılamayacağı anlamına gelmez; fakat süresinde kıymet takdirine itiraz etmeyen taraf, sonradan ihalenin feshi davasında kıymetin düşüklüğünü ileri süremez. (Kaynak: https://kadimhukuk.com.tr/makale/kiymet-takdirine-itiraz-davasi-dilekcesi/)