5237 sayılı TCK'ya 217/A maddesini ekleyen kanun teklifinin gerekçesinde, bu suçun düzenlenme amacı olarak 'dezenformasyonla mücadele' gösterilmektedir. Bu amaç ile Anayasa m. 26'da güvence altına alınan 'ifade özgürlüğü' arasındaki denge nasıl kurulmalıdır?
Bu denge, son derece hassastır ve ceza hukukunun 'son çare' (ultima ratio) ilkesi ile ifade özgürlüğünün demokratik toplumdaki temel işlevi göz önünde bulundurularak kurulmalıdır. Dezenformasyonla mücadele meşru bir amaçtır. Ancak, bu amaçla getirilen cezai bir düzenlemenin ifade özgürlüğünü orantısız bir şekilde kısıtlamaması gerekir. Dengenin kurulabilmesi için şu kriterler önemlidir: 1) Suç Tanımının Belirliliği: Suç tanımı (TCK m. 217/A'da olduğu gibi 'kamu barışını bozmaya elverişli', 'panik yaratma saiki' gibi) yoruma açık ve belirsiz olmamalıdır. Belirsizlik, keyfi uygulamalara ve otosansüre yol açar. 2) Zarar veya Somut Tehlike: Düzenleme, sadece soyut bir tehlikeyi değil, somut bir zarara yol açma potansiyeli yüksek olan, nitelikli yalan haberleri hedef almalıdır. 3) Kastın Varlığı: Failin, bilginin yanlış olduğunu bilerek ve sırf kamu barışını bozmak amacıyla hareket ettiğinin (özel kast/saik) şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatı aranmalıdır. Gazetecilik hatası veya farklı bir yorum, suç kapsamı dışında tutulmalıdır. 4) Orantılılık: Yaptırım olarak öngörülen hapis cezası, dezenformasyonla mücadele amacı için 'gerekli' ve 'orantılı' bir müdahale midir, yoksa tekzip, idari para cezası gibi daha hafif yöntemler yeterli midir? İfade özgürlüğü, sadece doğru olduğu kabul edilen bilgileri değil, aynı zamanda rahatsız edici, şok edici veya aykırı görüşleri de koruduğu için, bu tür cezai düzenlemelerin çok dar yorumlanması ve ancak en ağır dezenformasyon hallerinde uygulanması, dengenin korunması için zorunludur. (Referans: kadimhukuk.com.tr/makale/sansur-yasasi-nedir/)