Bir ceza davasında, sanığın yokluğunda verilen kararın tebliği usulü, Tebligat Kanunu'nun 21. maddesinin 1. ve 2. fıkraları arasında nasıl bir öncelik sırası gözetilmesini gerektirir? Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2020/4103 K. sayılı kararında, doğrudan 21/2. maddeye göre yapılan tebligat neden usulsüz bulunmuştur?
Tebligat Kanunu, tebligatın yapılmasında kademeli bir usul öngörür. Kural, tebligatın muhatabın kendisine yapılmasıdır. Bu mümkün değilse, Kanun'un öngördüğü diğer yollara başvurulur. TK m. 21/1 ve m. 21/2 arasında da bir öncelik sırası vardır. TK m. 21/1, muhatabın adreste bulunmaması ancak adreste onun yerine tebligatı alabilecek başka kişilerin de (aile üyesi, hizmetçi vb.) bulunmaması veya bulunanların tebligatı almaktan kaçınması halinde uygulanır. Bu durumda tebligat muhtara bırakılır ve kapıya ihbarname yapıştırılır. TK m. 21/2 ise, 'gösterilen adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olması' ve muhatabın o adreste hiç oturmamış veya sürekli olarak ayrılmış olması durumunda uygulanır. Bu daha istisnai bir durumdur. Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin kararında, sanığın adresi hem mahkemede bildirdiği son adres hem de MERNİS adresi olduğu için, öncelikle TK m. 21/1'deki usulün (adreste bulunup bulunmadığının araştırılması, komşuya sorulması vb.) denenmesi gerekirdi. Mahkemenin, bu usulü denemeden, doğrudan doğruya TK m. 21/2'ye göre tebligat yapması, kanunun öngördüğü kademeli usule aykırıdır ve bu nedenle yapılan tebligatı 'usulsüz' hale getirmiştir. Usulsüz tebligat ise temyiz sürelerinin işlemesini engeller. (Referans: barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/tebligname-ne-demek.html)