CMK m. 98/1'in gerekçesinde 'yabancı kanunun doğrudan doğruya yurt içinde uygulanmasının kabul edilemeyeceği' belirtilmektedir. Bu ilkenin temel dayanağı nedir ve TCK m. 19'daki 'göz önünde bulundurma' bu ilkeyle nasıl bir denge kurmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #166440

Yabancı kanunun doğrudan Türkiye'de uygulanmasının kabul edilememesinin temel dayanağı, 'Devletin egemenliği' (hâkimiyet) ilkesidir. Her devlet, kendi ülkesinde kendi kanunlarını uygular ve kendi mahkemeleri de bu kanunlarla bağlıdır. Türk hakiminin, bir uyuşmazlığı çözerken doğrudan yabancı bir ceza kanununu uygulaması, kendi devletinin egemenlik hakkından feragat etmesi anlamına gelir ki bu Anayasal olarak mümkün değildir. TCK m. 19'daki 'göz önünde bulundurma' kuralı, bu egemenlik ilkesi ile 'adalet' ve 'lehe kanun' ilkeleri arasında bir denge kurar. Bu kurala göre, Türk hakimi yine Türk kanununu uygular (egemenlik ilkesi). Ancak, bu uygulama sonucunda bulduğu cezayı, bir 'üst sınır' olarak, suçun işlendiği yer kanununda öngörülen azami cezayla sınırlar (adalet ilkesi). Yani yabancı kanun doğrudan uygulanmaz, sadece Türk kanununa göre verilecek ceza için bir 'limit' veya 'tavan' işlevi görür. Bu, failin, suçu işlediği yerde öngörülenden daha ağır bir cezaya çarptırılmasını engelleyerek bir nevi adalet sağlar, ancak bunu yaparken Türk hukukunun uygulanması esasını korur. (Referans: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-19-yabanci-kanunun-goz-onunde-bulundurulmasi.html)