Yargıtay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 2005/1558 E. sayılı kararında, idarenin Anayasa m. 40'a aykırı olarak işlemde kanun yolunu ve süresini göstermemesinin, dava açma süresinin 'işletilmemesi' sonucunu doğurmayacağı belirtilmiştir. Bu yorum, Anayasa hükmünün işlevini nasıl sınırlandırmaktadır ve Yargıtay bu sonuca hangi gerekçeyle ulaşmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #166403

Bu yorum, Anayasa'nın 40. maddesinin işlevini, hak düşürücü süreleri tamamen ortadan kaldıran bir kural olarak değil, sürenin başlangıcını ve türünü etkileyen bir güvence olarak sınırlandırmaktadır. Yargıtay'a göre, idarenin bu yükümlülüğü yerine getirmemesi, dava açma süresinin hiç işlemeyeceği veya sonsuza kadar dava açılabileceği anlamına gelmez. Bunun gerekçesi, Anayasa'nın 125. maddesinde 'idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağının' belirtilmesidir. İdare kanun yolunu ve süresini göstermemişse, ilgili, özel kanunda belirtilen kısa süreyi (örneğin 7 veya 15 gün) bilmek zorunda değildir. Bu durumda, İYUK'ta düzenlenen ve herkes tarafından bilinmesi gerektiği varsayılan '60 günlük genel dava açma süresi' işlemeye başlar. Yani, idarenin ihmali, ilgiliye özel süreyi kaçırma riskinden kurtarır ve ona daha uzun olan genel dava açma süresi içinde dava açma hakkı tanır. Ancak bu süre geçtikten sonra dava yine de süre aşımından reddedilir. Bu yorum, idarenin hatasını cezalandırırken, hukuki belirlilik ve istikrarı da korumayı amaçlamaktadır. (Referans: kadimhukuk.com.tr/makale/idari-yargilama-usulu-kanunu-11-madde-iyuk/)