Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1238 E. sayılı kararında, vekaletle yapılan bir taşınmaz satışında, tapudaki satış bedeli ile bilirkişi tarafından belirlenen gerçek değer arasında 'fahiş bir fark' olmasının, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası açısından önemi nedir?
Tapudaki satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fahiş fark, vekalet görevinin kötüye kullanıldığına ve vekil ile alıcının işbirliği içinde (muvazaalı) hareket ettiğine dair 'en önemli karine' olarak kabul edilir. Vekilin, TBK m. 506 uyarınca vekil edenin yararına ve iradesine uygun, özenli ve sadık bir şekilde hareket etme borcu vardır. Taşınmazı gerçek değerinin çok altında bir bedelle satmak, bu borçların açık bir ihlalidir. Bu durum tek başına vekilin sorumluluğunu doğurur. Alıcının sorumluluğu (ve dolayısıyla tapunun iptal edilip edilemeyeceği) ise onun iyi niyetli olup olmamasına bağlıdır. Eğer alıcı, piyasa değerinin çok altındaki bir bedelle alım yapıyorsa, TMK m. 3 uyarınca kendisinden beklenen asgari özeni göstermemiş sayılır ve vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını 'bilmesi gerektiği' kabul edilir. Bu durumda alıcı iyi niyetli sayılmaz ve yaptığı edinim korunmaz. Dolayısıyla, fahiş bedel farkı, hem vekilin kötüye kullanmasını hem de alıcının kötü niyetini ispatlamada güçlü bir delil teşkil eder. (Referans: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-163-on-sorunun-ileri-surulmesi.html)