YCGK'nın 2007/174 K. sayılı kararında, avukatın karşı tarafın delili için 'şaibeli, tecavüz ve hırsızlık sonucu elde edilmiş' ifadesi 'ölçülülük' koşulunu aştığı için savunma dokunulmazlığı kapsamında görülmemiştir. Eğer avukat, bu iddiasını destekleyecek şekilde, karşı tarafın o delili elde ederken işlediği iddia edilen bir suça (örneğin, özel hayatın gizliliğini ihlal) ilişkin bir soruşturma dosyası veya somut bir emare sunsaydı, Yargıtay'ın değerlendirmesi değişir miydi? 'Somut vakıalara dayanma' şartının bu bağlamdaki önemini analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #166224

Evet, bu durumda Yargıtay'ın değerlendirmesi büyük olasılıkla değişirdi. YCGK'nın ilgili kararında ifadenin dokunulmazlık dışı kalmasının temel sebebi, kullanılan 'tecavüz ve hırsızlık' gibi ifadelerin 'herhangi bir bilgi veya belgeye dayanmadan soyut ve aşağılayıcı bir anlatım yöntemiyle' kullanılmış olmasıdır. Yani, iddia, 'somut vakıalara' dayanmamaktadır. TCK md. 128, dokunulmazlığın bir koşulu olarak, yapılan 'isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması' gerektiğini belirtir. Bu şartın önemi şuradadır: 1. **Keyfiliği Önleme:** Bu şart, iddia ve savunma hakkının, karşı tarafa keyfi olarak, dayanaksız bir şekilde saldırmak için bir araç olarak kullanılmasını engeller. Savunma, somut olgular üzerinden yapılmalıdır. 2. **İddianın Ciddiyeti:** Eğer avukat, karşı tarafın delili elde ederken suç işlediğine dair bir soruşturma dosyası, bir tanık beyanı veya başka bir somut emare sunarak bu iddiasını temellendirseydi, kullandığı ifadeler artık 'soyut bir aşağılama' olmaktan çıkıp, 'somut bir vakıaya dayalı hukuki bir argüman' haline gelirdi. Bu durumda, kullanılan dil sert olsa bile, ifadenin amacı kişiye hakaret etmek değil, delilin 'hukuka aykırı delil' olduğunu (CMK md. 217/2) ve bu nedenle hükme esas alınamayacağını savunmak olurdu. 3. **Ölçülülük ve Bağlantı:** İddianın somut bir vakıaya dayanması, aynı zamanda 'ölçülülük' ve 'uyuşmazlıkla bağlantılılık' şartlarının da gerçekleştiğini gösterirdi. Hukuka aykırı bir delili tartışmak, davanın esasıyla doğrudan bağlantılıdır ve bu delilin elde ediliş şeklini niteleyen ifadeler de bu tartışmanın bir parçasıdır. Sonuç olarak, avukatın iddiasını somut bir delil veya emare ile desteklemesi, fiili, kişisel bir hakaretten, meşru bir savunma argümanına dönüştürürdü. Bu durumda, Yargıtay'ın, ifadenin TCK md. 128 kapsamında kaldığına karar verme ihtimali çok yüksek olurdu. 'Somut vakıalara dayanma' şartı, dokunulmazlığın sınırını belirleyen en önemli objektif kriterdir.