TCK md. 19/2-b'nin, suçu işlendiği ülke kanununa göre daha hafif bir ceza öngörülmesine rağmen, sırf mağdurun Türk vatandaşı olması nedeniyle bu lehe kanunun uygulanmasını engellemesi, ceza hukukunun 'orantılılık' ve 'bireyselleştirme' ilkeleri açısından nasıl bir sorun teşkil edebilir? Bu kuralın mutlak bir şekilde uygulanması her zaman adil sonuçlar doğurur mu?
TCK md. 19/2-b'nin bu mutlak istisnası, ceza hukukunun 'orantılılık' ve 'cezanın bireyselleştirilmesi' ilkeleri açısından ciddi sorunlar teşkil edebilir. Bu ilkeler, verilecek cezanın, işlenen fiilin haksızlık içeriği ve failin kusuruyla orantılı olmasını ve her somut olayın kendi özelliklerine göre değerlendirilmesini gerektirir. **Sorunlar:** 1. **Orantılılık İlkesinin İhlali:** Suçun işlendiği ülke kanununun, o toplumun değer yargılarına göre fiilin haksızlık içeriğini yansıttığı kabul edilir. Eğer yabancı ülke kanunu, örneğin, basit bir yaralama fiili için çok hafif bir ceza öngörüyorken, Türk kanunu aynı fiile çok daha ağır bir ceza öngörüyorsa, failin sırf mağdurun Türk vatandaşı olması nedeniyle orantısız derecede ağır bir ceza ile karşı karşıya kalması mümkündür. Fiilin haksızlık içeriği aynı kalmasına rağmen, ceza sadece mağdurun pasaportuna göre katlanarak artmaktadır. Bu, ceza ile fiil arasındaki orantıyı bozabilir. 2. **Bireyselleştirme İlkesinin Zedelenmesi:** Cezanın bireyselleştirilmesi, hâkimin somut olayın tüm özelliklerini (failin kişiliği, fiilin işleniş şekli, ortaya çıkan zarar vb.) dikkate alarak adil bir ceza belirlemesidir. TCK md. 19/2-b, hâkimin takdir yetkisini ortadan kaldıran, mutlak ve katı bir kural getirmektedir. Hâkim, somut olayda yabancı kanunun uygulanmasının daha adil ve orantılı olacağı kanaatine varsa bile, bu kural nedeniyle lehe kanunu uygulama imkanından mahrum kalmaktadır. Bu da cezanın bireyselleştirilmesi ilkesini zedeler. **Adil Sonuçlar Doğurur mu?** Bu kuralın mutlak uygulanması her zaman adil sonuçlar doğurmaz. Devletin vatandaşını koruma meşru amacı ile ceza adaletinin temel ilkeleri arasında bir denge kurulmalıdır. Mağdurun Türk vatandaşı olması, TCK md. 61 uyarınca temel cezanın belirlenmesinde bir kriter olarak dikkate alınabilir, ancak lehe kanun uygulama imkanını tamamen ortadan kaldırmak yerine, hâkime somut olayın özelliklerine göre takdir hakkı tanıyan daha esnek bir düzenleme, adalet ve orantılılık ilkelerine daha uygun olabilirdi. Bu katı kural, bazı durumlarda aşırı cezalandırmalara yol açma potansiyeli taşımaktadır.