5320 sayılı Yasa'nın 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 316/3. maddesi (ve 5271 s. CMK md. 297/3), Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinin taraflara tebliğ edilmesi zorunluluğunu getirmektedir. Bu tebliğ işleminin usulüne uygun yapılmamasının (örneğin, sanık cezaevindeyken MERNİS adresine tebligat yapılması) hukuki sonucu nedir? YCGK'nın 2018/553 K. sayılı kararı bu konuda ne belirtmektedir?
Tebliğnamenin taraflara tebliği, adil yargılanma hakkının bir gereği olarak, Yargıtay C. Başsavcılığı'nın iddia niteliğindeki görüşünden haberdar olma ve buna karşı cevap verme (çelişmeli yargılama) imkanı tanımak için getirilmiş, emredici bir usul kuralıdır. Bu tebliğ işleminin usulüne uygun yapılmamasının hukuki sonucu, 'savunma hakkının kısıtlanması' ve dolayısıyla verilen Yargıtay kararının (onama, bozma vb.) hukuka aykırı hale gelmesidir. YCGK'nın 2018/553 K. sayılı kararında bu durum net bir şekilde ele alınmıştır. Tebligat Kanunu hükümlerine göre, bir kişi cezaevinde tutuklu veya hükümlü ise, kendisine yapılacak tüm tebligatların cezaevi idaresi aracılığıyla bizzat yapılması zorunludur. Bu kişiye, dışarıdaki MERNİS adresine veya başka bir adrese yapılan tebligat usulsüzdür ve hukuki bir sonuç doğurmaz. Karara konu olayda, tebliğname, sanık başka bir suçtan cezaevinde bulunmasına rağmen MERNİS adresine tebliğ edilmeye çalışılmış ve tebliğ usulsüz kalmıştır. Yargıtay Özel Dairesi, bu usulsüz tebliğe rağmen inceleme yaparak onama kararı vermiştir. YCGK, bu durumu, 'tebliğnamenin tebliği ile amaçlanan tebliğnamedeki görüşlerden haberdar edilme ve karşı görüşlerini bildirme olanağının sanığa tanınmaması' olarak nitelemiş ve bunun 'adil yargılanma hakkının ihlali ve savunma hakkının kısıtlanması' anlamına geldiğini kabul etmiştir. Bu nedenle, YCGK, Özel Daire'nin onama kararının kaldırılmasına ve dosyanın, tebliğname usulüne uygun olarak sanığa tebliğ edildikten sonra yeniden incelenmek üzere Daireye gönderilmesine karar vermiştir.