Bir ceza davasında, sanık ve müdafisinin duruşmada hazır bulunmasına rağmen, CMK md. 216'ya aykırı olarak, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasından sonra sanığa ve müdafisine söz hakkı verilmeden veya en son söz sanığa verilmeden hüküm kurulması, Yargıtay tarafından nasıl bir usul ihlali olarak kabul edilmektedir? Bu durumun hukuki sonucu nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #166215

Bu durum, Yargıtay tarafından 'savunma hakkının kısıtlanması' olarak kabul edilen, çok ağır bir usul ihlalidir ve 'mutlak bozma nedeni'dir (CMK md. 289/1-h). Bu ihlalin hukuki analizi şöyledir: 1. **Delillerin Tartışılması (CMK md. 216/1):** Bu madde, delillerin tartışılmasında söz sırasını düzenler: Önce katılan, sonra Cumhuriyet savcısı, en son sanık ve müdafisi konuşur. Bu sıra, 'silahların eşitliği' ve 'çelişmeli yargılama' ilkelerinin bir gereğidir. Savunma makamı, iddia makamının tüm argümanlarını duyduktan sonra onlara cevap verme imkanına sahip olmalıdır. Savcının mütalaasından sonra sanığa ve müdafisine söz verilmemesi, bu temel kuralı ve savunma hakkını ihlal eder. 2. **Son Söz Hakkı (CMK md. 216/3):** Bu madde, 'Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir' hükmünü amirdir. Bu kural, sanığa, tüm tartışmalar bittikten sonra, mahkemenin kararından önceki son beyanını sunma imkanı tanıyan, emredici ve mutlak bir usul kuralıdır. Bu hak, sanığın müdafiinden bile bağımsız, şahsi bir haktır. Müdafi konuşmuş olsa bile, sanığa ayrıca son sözünün sorulması zorunludur. **Hukuki Sonucu:** Bu kurallara uyulmadan hüküm kurulması, savunma hakkının esasına dokunan bir kısıtlama sayıldığı için, temyiz incelemesinde Yargıtay, davanın esasına girmeden, başka hiçbir hususu incelemeden, sadece bu usuli sebepten dolayı kararı 'bozar'. Dava, bu usuli eksikliğin giderilmesi ve sanığın savunma hakkının tam olarak kullandırılması için ilk derece mahkemesine geri gönderilir. Bu, yargılamanın adilliği konusundaki en hassas noktalardan biridir ve Yargıtay tarafından istisnasız bir şekilde uygulanmaktadır.