7418 sayılı kanun ile sosyal medya platformlarına getirilen yükümlülükler arasında yer alan 'şikayet edilen içeriği veya hashtag'i kaldırmama halinde doğrudan sorumlu olma' düzenlemesi, 5651 sayılı kanundaki 'yer sağlayıcının sorumluluğu' ilkesiyle nasıl bir farklılık yaratmaktadır? Bu yeni düzenlemenin 'ifade özgürlüğü' üzerindeki potansiyel 'caydırıcı etkisini (chilling effect)' tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #166187

Bu yeni düzenleme, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'da yer alan ve 'uyar-kaldır' mekanizmasına dayanan klasik 'yer sağlayıcının sorumluluğu' ilkesini daha da ağırlaştırmaktadır. **Farklılıklar:** * **5651 Sayılı Kanun'daki Sorumluluk:** 5651 sayılı kanuna göre yer sağlayıcı (sosyal medya platformu), kendi platformunda barındırdığı hukuka aykırı içerikten, kural olarak, haberdar edilinceye (uyarılıncaya) kadar sorumlu değildir. Haberdar edildikten sonra, makul bir süre içinde içeriği kaldırmazsa sorumluluğu doğar. Sorumluluk, genellikle içeriği oluşturan kullanıcıya aittir. * **7418 Sayılı Kanun'daki Sorumluluk:** Yeni düzenleme, özellikle TCK 217/A gibi suçlar veya diğer katalog suçlar açısından, platformlara çok daha kısa bir süre (örneğin 4 saat) içinde içeriği kaldırma yükümlülüğü getirmekte ve bu yükümlülüğe uyulmaması halinde platformun 'doğrudan sorumlu' olacağını belirtmektedir. Bu, platformun sorumluluğunu, içeriği üreten kullanıcının sorumluluğuna yaklaştıran, hatta bazı durumlarda eşitleyen daha ağır bir rejimdir. Ayrıca, yaptırımlar da (reklam yasağı, bant daraltma) çok daha ağırdır. **Caydırıcı Etki (Chilling Effect):** Bu ağır sorumluluk ve yaptırım rejimi, ifade özgürlüğü üzerinde ciddi bir 'caydırıcı etki' yaratma potansiyeline sahiptir. Sosyal medya platformları, ağır para cezaları, reklam yasakları veya erişimlerinin yavaşlatılması gibi risklerle karşı karşıya kalmamak için, hukuka uygunluğu 'gri alanda' olan veya sadece şikayet edilen içerikleri, derinlemesine bir hukuki analiz yapmadan, hızla kaldırma eğilimine girebilirler. Bu durum, meşru eleştiri, muhalif görüş veya sadece popüler olmayan fikirleri içeren çok sayıda içeriğin, yargı kararı olmaksızın, platformların kendi inisiyatifiyle sansürlenmesine yol açar. Kullanıcılar da paylaşımlarının kolayca kaldırılabileceği veya başlarının derde girebileceği endişesiyle 'otosansür' uygulamaya başlarlar. Bu, kamusal tartışma alanını daraltır ve ifade özgürlüğünü fiilen kısıtlar.