İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 2005/1558 E. sayılı kararında, idari para cezasını içeren tebligatta kanun yolu ve süresinin gösterilmemiş olması, dava açma süresi açısından nasıl bir sonuç doğurmuştur? Anayasa'nın 40. ve 125. maddeleri bu sonucun temelini nasıl oluşturur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #166185

İdari Dava Daireleri Kurulu'nun ilgili kararında, idari para cezası kararında kanun yolu ve süresinin gösterilmemiş olması, özel dava açma süresinin (somut olayda 7 gün) işlemeye başlamasını engellemiş ve bunun yerine genel dava açma süresinin (60 gün) uygulanması gerektiği sonucunu doğurmuştur. Bu sonucun temeli, Anayasa'nın ilgili maddelerine dayanmaktadır: 1. **Anayasa md. 40/2:** Bu madde, 'Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır' hükmünü amirdir. Bu, idareye yüklenmiş pozitif bir yükümlülüktür. İdarenin bu anayasal yükümlülüğünü yerine getirmemesi, kendi ihmalinden vatandaşın hak kaybına uğramasına neden olamaz. Bu nedenle, süre bildirilmediğinde, vatandaş aleyhine işleyen kısa ve özel süreler uygulanamaz. 2. **Anayasa md. 125/3:** Bu madde, 'İdarî işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar' der. 'Yazılı bildirim' kavramı, sadece işlemin içeriğinin değil, aynı zamanda usulüne uygun bir tebliği ve Anayasa md. 40 gereği yasal yollar ve süreler gibi zorunlu unsurları da içeren bir bildirimi ifade eder. Eksik bir bildirim, sürenin işlemeye başlaması için gereken 'usulüne uygun yazılı bildirim' şartını karşılamaz. Kurul, bu anayasal ilkelerden hareketle, idarenin kendi hatasından yararlanamayacağını ve kanun yolunu göstermeyerek vatandaşı yanıltamayacağını kabul etmiştir. Bu durumda, vatandaşın hak arama özgürlüğünü korumak amacıyla, en lehe olan ve herkesçe bilindiği varsayılan İYUK'taki 'genel dava açma süresi' olan 60 günün uygulanması gerektiğine hükmetmiştir. Böylece, özel süreyi kaçıran davacının davası, 60 gün içinde açıldığı için süresinde kabul edilmiştir.