Bir tazminat davasında, davacının tutuklu kaldığı döneme ilişkin kazanç kaybı hesaplanırken, davacının belirli bir gelirinin olduğunu belgeleyememesi halinde, mahkemenin hangi objektif ölçütü esas alması gerekir? Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2017/560 E., 2017/7799 K. sayılı kararında bu konuda nasıl bir standart belirlenmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #166170

Haksız tutuklama nedeniyle açılan maddi tazminat davalarında, en önemli kalemlerden biri kişinin tutuklu kaldığı süre boyunca mahrum kaldığı kazanç kaybıdır. Eğer davacı, tutuklanmadan önce belirli bir işte çalıştığını ve belirli bir geliri olduğunu maaş bordrosu, vergi kaydı, sözleşme gibi belgelerle ispatlayabiliyorsa, hesaplama bu belgeye göre yapılır. Ancak, davacının serbest meslek sahibi olması, kayıt dışı çalışması veya herhangi bir gelirinin olmaması gibi nedenlerle belirli bir gelirini belgeleyememesi durumunda, mahkeme tazminatı soyut bir şekilde takdir edemez. Bu durumda objektif bir ölçüte dayanması gerekir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin ilgili kararında ve istikrarlı içtihatlarında benimsenen standart, 'yürürlükteki net asgari ücret'tir. Kararda, geliri ve kazanç kaybı konusunda itibar edilecek bir belge sunamayan davacı için, tutuklu kaldığı döneme ilişkin olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nca belirlenen 'net asgari ücret' miktarları üzerinden hesaplama yapılması gerektiği belirtilmiştir. Mahkemenin, bu miktarın üzerinde bir maddi tazminata hükmetmesi, somut bir delile dayanmadığı için bozma nedeni sayılmıştır. Bu uygulama, ispat edilemeyen kazanç kaybı iddialarında, hakkaniyeti ve öngörülebilirliği sağlamak amacıyla asgari bir yaşam standardı ölçütünün (net asgari ücret) temel alınması gerektiğini göstermektedir.