28 Şubat sürecine ilişkin makalede, mülga TCK md. 147'nin bir 'netice suçu', yürürlükteki TCK md. 312'nin ise bir 'teşebbüs suçu' olarak düzenlendiği belirtilmektedir. Bu iki suç tipi arasındaki farkı, suçun tamamlanma anı ve kanunilik ilkesi açısından ceza sorumluluğunun doğumu bakımından karşılaştırınız.
Bu iki düzenleme arasındaki fark, suçun kanuni tanımının yapısında ve dolayısıyla suçun ne zaman tamamlanmış sayılacağında yatmaktadır: * **Mülga TCK md. 147 (Netice Suçu):** Bu madde, 'Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat (düşürme) veya vazife görmekten cebren menedenler...'i cezalandırıyordu. Burada suçun tamamlanması için, cebir ve şiddet eylemleri sonucunda bir 'netice'nin, yani Hükümetin fiilen düşmesi veya görevini yapamaz hale gelmesinin gerçekleşmesi gerekiyordu. Eğer fail cebir ve şiddete başvurmuş ancak bu netice elinde olmayan nedenlerle gerçekleşmemişse, fiil 'teşebbüs' aşamasında kalır ve faile daha az bir ceza verilirdi. Sorumluluk, neticenin gerçekleşmesine bağlıydı. * **Yürürlükteki TCK md. 312 (Teşebbüs Suçu / Kalkışma Suçu):** Bu madde ise 'Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını... engellemeye teşebbüs eden kimseye... ceza verilir' demektedir. Kanun koyucu, bu suçta 'teşebbüsü' suçun tamamlanmış hali olarak kabul etmiştir. Yani, failin Hükümeti devirmeye yönelik elverişli cebir ve şiddet eylemlerine başlamasıyla suç tamamlanmış olur. Hükümetin fiilen devrilmesi veya görevinin engellenmesi gibi bir neticenin gerçekleşmesi aranmaz. Bu, bir 'tehlike suçu' ve 'doğrudan teşebbüs suçu' niteliğindedir. Kanunilik ilkesi açısından bu fark çok önemlidir. Mülga 147. madde döneminde, Hükümet düşmemişse tamamlanmış suçtan ceza verilemezken, yeni TCK md. 312 döneminde darbe girişiminin başlaması, netice alınamasa bile tamamlanmış suçtan (ağırlaştırılmış müebbet) ceza verilmesi için yeterlidir. Bu, Anayasal düzene yönelik tehlikenin daha erken ve daha ağır bir şekilde cezalandırılmasını amaçlamaktadır.