CMK md. 95/2, yakalanan veya gözaltına alınan yabancının durumunun, yazılı olarak karşı çıkmaması halinde, vatandaşı olduğu devletin konsolosluğuna bildirilmesini öngörmektedir. Bu yükümlülüğün ihlal edilmesinin, yani bildirimin yapılmamasının, soruşturma ve kovuşturma sürecine ve elde edilen delillerin geçerliliğine etkisi ne olur? Bu hakkın hukuki dayanağını uluslararası hukuk açısından tartışınız.
CMK md. 95/2'de düzenlenen bu hak, kökenini 1963 tarihli Viyana Konsolosluk İlişkileri Sözleşmesi'nin 36. maddesinden almaktadır. Bu madde, taraf devletlere, kendi topraklarında bir yabancı uyruklu vatandaşı gözaltına aldıklarında, o kişinin talebi üzerine vatandaşı olduğu devletin konsolosluk makamlarına gecikmeksizin haber verme yükümlülüğü getirir. Bu, hem bireyin konsolosluk korumasından yararlanmasını (hukuki yardım, aileye haber vb.) hem de devletlerin kendi vatandaşlarını yurt dışında koruma hakkını güvence altına alan uluslararası bir yükümlülüktür. Türkiye'nin de taraf olduğu bu sözleşme, Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca kanun hükmündedir. Bu yükümlülüğün ihlalinin sonuçları Türk hukukunda açıkça düzenlenmemiştir. Ancak, AİHS'nin 6. maddesindeki adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirilebilir. Eğer konsolosluk bildiriminin yapılmaması, sanığın müdafiye erişimini engellemiş, adil bir savunma yapmasına mani olmuş veya hukuka aykırı bir delil elde edilmesine yol açmışsa, bu durum savunma hakkının kısıtlanması olarak kabul edilebilir ve elde edilen delillerin (örneğin bu aşamada alınan ikrar) hukuka aykırı sayılmasına (CMK md. 217/2) yol açabilir. Ancak, ihlalin tek başına tüm yargılamayı sakatlayacağı yönünde yerleşik bir Yargıtay içtihadı bulunmamaktadır. Mahkeme, somut olayın özelliklerine göre, bu ihlalin sanığın savunma hakkını somut olarak ne ölçüde etkilediğini değerlendirecektir.