Kolluk görevlilerinin, Cumhuriyet savcısının CMK md. 160 vd. maddelerine göre yazılı veya sözlü bir görevlendirmesi olmaksızın, kendi inisiyatifleriyle yaptıkları 'kontrol amaçlı' otele girme ve odaların kapısını çalarak sorgulama yapma eylemleri, Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2015/25128 E., 2017/4585 K. sayılı kararında hukuken nasıl nitelendirilmiştir? Bu şekilde elde edilen delillerin ve ifadelerin akıbeti ne olmuştur?
Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin ilgili kararında, kolluğun savcı emri olmadan, 'Kimlik Bildirme Kanununa dayanarak kontrol yapma' gerekçesiyle bir otele girmesi, odaların kapısını çalarak içerideki kişileri dışarı davet etmesi ve sorgulaması eylemleri, hukuken 'arama ve el koyma' niteliğinde kabul edilmiştir. Bu tür bir arama ve el koyma işlemi ise, ancak CMK'nın 116 vd. ile 123 ve 127. maddelerinde belirtilen usullere (hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan halde savcı emri) göre yapılabilir. Kolluğun bu usullere aykırı, keyfi bir şekilde yaptığı bu işlemlerle elde ettiği deliller (örneğin, müşteriden rızaen alınan para, kişilerin beyanları) 'hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil' niteliğindedir. Karara göre, bu deliller ve bu hukuka aykırı işlem sonucu ulaşılan mağdur ve tanıkların kollukta alınan ifadeleri, delil değeri taşımaz ve hükme esas alınamaz. Soruşturmanın başlangıcının hukuka aykırı olması, sonrasında elde edilen tüm delilleri de 'zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur' ilkesi gereğince sakatlamıştır. Sonuç olarak, hukuka uygun başka bir delil de bulunmadığından, sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.