Ayırt etme gücüne sahip olduğu kabul edilen 15 yaşından büyük bir çocuğun, kendisine karşı işlenen ve takibi şikâyete bağlı bir suçtan dolayı şikâyetçi olmaması veya şikâyetinden vazgeçmesi durumunda, çocuğun kanuni temsilcisinin (anne-baba) veya mağdur vekilinin (avukat) davaya devam etme iradesinin hukuki sonucu nedir? Bu durumu, 'şikâyet hakkının şahsa sıkı surette bağlı olması' ilkesiyle açıklayınız.
Şikâyet hakkı, Türk hukukunda 'şahsa sıkı surette bağlı' bir haktır. Bu, hakkın sadece sahibi tarafından bizzat kullanılabileceği ve başkasına devredilemeyeceği anlamına gelir. Ceza muhakemesi hukukunda, Yargıtay içtihatları ile 15 yaşını doldurmuş çocukların kural olarak 'ayırt etme gücüne' (temyiz kudretine) sahip oldukları kabul edilmektedir. Bu kabulün en önemli sonucu, 15 yaşından büyük mağdur çocuğun şikâyet, şikâyetten vazgeçme, davaya katılma gibi şahsa sıkı surette bağlı haklarını bizzat ve tek başına kullanabilmesidir. Dolayısıyla, 15 yaşından büyük bir çocuk, kendisine karşı işlenen şikâyete tabi bir suçtan dolayı şikâyetçi olmazsa veya daha sonra şikâyetinden vazgeçerse, bu iradesi esas alınır. Kanuni temsilcisi (anne-babası) veya kendisine CMK gereği atanan vekili (avukat) davaya devam etmek istese dahi, bu talepleri hukuken sonuç doğurmaz. Çocuğun şikâyetten vazgeçme yönündeki açık iradesi, hem kanuni temsilcinin hem de vekilin iradesine üstündür. CMK md. 261, avukatın kanun yollarına başvururken müvekkilinin 'açık arzusuna aykırı' hareket edemeyeceğini düzenler. Bu ilke kıyasen burada da uygulanır. Sonuç olarak, mahkeme, çocuğun şikâyetten vazgeçme beyanı üzerine, şikâyet yokluğu nedeniyle kamu davasının düşmesine karar vermek zorundadır.