Hakaret suçunda (TCK md. 125) bir hukuka uygunluk nedeni olan 'iddia ve savunma dokunulmazlığı'nın (TCK md. 128) sınırları nelerdir? Bir avukatın, karşı taraf için 'şaibeli, tecavüz ve hırsızlık sonucu elde edilmiş delil' ifadesini kullanması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2007/174 K. sayılı kararında neden dokunulmazlık kapsamında görülmemiştir? 'Ölçülülük' şartını bu karar üzerinden analiz ediniz.
TCK md. 128'de düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı, mutlak ve sınırsız bir hak değildir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre bu dokunulmazlıktan yararlanabilmek için üç temel şartın bir arada bulunması gerekir: 1) **Şekil Şartı:** Eylemin yazılı (dilekçe vb.) veya sözlü olarak iddia ve savunma sırasında gerçekleşmesi. 2) **Yer Şartı:** Eylemin yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılması. 3) **Ölçülülük/Bağlantılılık Şartı:** Söylenen sözlerin veya yapılan isnatların, görülmekte olan uyuşmazlıkla bağlantılı olması ve savunma amacının sınırlarını aşmaması. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2007/174 K. sayılı kararında, avukatın karşı tarafın delili için kullandığı 'şaibeli, tecavüz ve hırsızlık sonucu elde edilmiş' ifadesi, bu 'ölçülülük' şartını aştığı için dokunulmazlık kapsamında kabul edilmemiştir. Kurul'un gerekçesine göre, bir delilin hukuka aykırı olduğunu veya sahte olduğunu iddia etmek savunma hakkı kapsamındadır. Ancak bu savunmayı yaparken, karşı tarafa doğrudan 'mütecaviz (tecavüzcü) ve hırsız' olduğu yönünde, herhangi bir somut vakıaya dayanmayan, soyut ve aşağılayıcı bir isnatta bulunmak, savunmanın gerektirdiği sınırı aşmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için gerekli olmayan, davayla doğrudan bağlantısı kurulamayan ve karşı tarafın onur, şeref ve saygınlığını rencide etmeye yönelik bu tür ifadeler, 'ölçülülük' koşulunu ihlal eder ve iddia ve savunma dokunulmazlığının korumasından yararlanamaz. Bu karar, dokunulmazlığın hakareti meşrulaştıran bir araç olmadığını, amacının sadece hakkın etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak olduğunu göstermektedir.