Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen tebliğnamenin, ceza muhakemesinde 'çelişmeli yargılama' ve 'silahların eşitliği' ilkeleri açısından işlevi nedir? CMK md. 297/3 uyarınca tebliğnamenin taraflara tebliğ edilmesi ve cevap hakkı tanınmasının hukuki önemini, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2007/184 K. sayılı kararı ışığında tartışınız.
Tebliğname, temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, dosya hakkındaki hukuki görüşünü Yargıtay'ın ilgili ceza dairesine sunduğu bir belgedir. 'Çelişmeli yargılama' ve 'silahların eşitliği' ilkeleri, davanın taraflarının (iddia ve savunma) birbirlerinin tezlerinden haberdar olmalarını ve bunlara karşı kendi antitezlerini sunma imkanına sahip olmalarını gerektirir. Temyiz aşamasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 'idari bir otorite olarak iddia makamını' temsil eder. Onun görüşünü içeren tebliğnamenin, kararı verecek olan Yargıtay dairesine sunulup, davanın diğer tarafı olan sanık/müdafi veya katılan/vekilinden habersiz bir şekilde değerlendirilmesi, bu ilkelere açıkça aykırılık teşkil eder. CMK md. 297/3, bu aykırılığı önlemek amacıyla, tebliğnamenin, hükmü temyiz eden veya aleyhine görüş içeren taraflara tebliğ edilmesini ve bu taraflara iki hafta (eski CMUK'ta 7 gün) içinde yazılı cevap verme hakkı tanınmasını zorunlu kılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2007/184 K. sayılı kararında da vurgulandığı gibi, bu tebliğ ve cevap hakkı, adil yargılanma ve savunma hakkının bir gereğidir. Tebliğname usulüne uygun olarak tebliğ edilmeden veya tebliğ edilip de cevap süresi beklenmeden karar verilmesi, savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelir ve mutlak bir bozma nedenidir.