HMK md. 299 uyarınca, hüküm sonucu tefhim edildikten sonra gerekçeli kararı imzalamadan hâkimin ölmesi halinde, yeni hâkimin yetkisi nedir? Bu yetkinin, hâkimin vicdani kanaatiyle çelişmesi durumunda ortaya çıkabilecek potansiyel hukuki sorunları 'adil yargılanma hakkı' çerçevesinde tartışınız.
HMK md. 299, hüküm sonucu tefhim edildikten (duruşmada açıklandıktan) sonra gerekçeli kararı imzalayacak olan hâkimin ölmesi veya herhangi bir sebeple imzalayamayacak hale düşmesi durumunda, usul ekonomisi ve yargılamanın sürüncemede kalmasını önlemek amacıyla özel bir düzenleme getirmiştir. Bu durumda, göreve gelen yeni hâkim, 'tefhim edilen hükme uygun olarak gerekçeli kararı bizzat yazarak imzalar'. Yeni hâkimin bu konuda bir takdir yetkisi yoktur; görevi, daha önce tefhim edilen kısa karara (hüküm sonucuna) uygun bir gerekçe yazmaktır. Bu durum, potansiyel olarak 'adil yargılanma hakkı' (Anayasa md. 36) ve özellikle de 'doğrudanlık (vasıtasızlık)' ilkesi açısından sorunlar yaratabilir. Doğrudanlık ilkesi, hükmü verecek hâkimin, delillerle bizzat ve doğrudan temas kurmasını gerektirir. Oysa HMK md. 299 uygulamasında, gerekçeyi yazan yeni hâkim, delilleri bizzat takdir eden ve vicdani kanaate ulaşan hâkim değildir. Sadece önceki hâkimin ulaştığı sonuca mantıksal bir gerekçe oluşturmaya çalışır. Eğer tefhim edilen sonuç, dosya kapsamındaki delillerle açıkça çelişkili ise, yeni hâkim bu çelişkiye rağmen o sonuca uygun gerekçe yazmak zorunda kalacaktır. Bu durum, kararın gerekçesinin, onu veren hâkimin gerçek vicdani kanaatini yansıtmaması gibi bir sonuca yol açabilir. Ancak kanun koyucu, yargılamanın yeniden yapılması gibi daha büyük bir sorunu önlemek amacıyla, usul ekonomisini adil yargılanma hakkının bu veçhesine tercih etmiştir. Toplu mahkemelerde ise bu sorun, hükmün diğer hâkimler tarafından imzalanması ve imza edemeyen hâkimin durumunun belirtilmesi suretiyle aşılmaktadır.