6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107. maddesinde düzenlenen 'belirsiz alacak davası'nın açılabilmesi için gereken 'alacağın miktarının tam ve kesin olarak belirlenememesi' şartı, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 2014/16306 E., 2015/29572 K. sayılı kararında nasıl yorumlanmıştır? Davacının kendi kayıtları ile hesaplayabileceği bir alacak için belirsiz alacak davası açması hukuki yarar açısından nasıl değerlendirilir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #166100

HMK md. 107, belirsiz alacak davasını, 'davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde' açılabilecek bir dava türü olarak tanımlar. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin ilgili kararında ve genel içtihatlarda bu şart, sübjektif değil, objektif olarak yorumlanmaktadır. Yani, davacının alacağını belirleyememesi, 'kendisinden gerçekten beklenilemeyecek' bir duruma veya 'objektif bir imkansızlığa' dayanmalıdır. Eğer alacağın miktarı, davacının elindeki belgelerle veya basit bir hesaplamayla belirlenebiliyorsa, alacak 'belirli' kabul edilir ve belirsiz alacak davası açılamaz. Örneğin, işçinin fazla mesai ücreti, genellikle işyeri kayıtları (puantaj, bordro) incelenmeden veya bilirkişi hesaplaması yapılmadan tam olarak bilinemeyeceği için belirsiz alacak davasına konu olabilir. Ancak, ödenmemiş belirli bir ayın maaşı gibi miktarı net olan bir alacak için bu yola başvurulamaz. Davacının kendi kayıtları veya basit bir araştırma ile hesaplayabileceği bir alacak için belirsiz alacak davası açması, HMK md. 107'nin amacına aykırıdır ve 'hukuki yarar yokluğu' nedeniyle davanın usulden reddedilmesine yol açabilir. Çünkü kanun koyucu bu dava türünü, hak arama özgürlüğünün önündeki ispat ve belirleme güçlüklerini aşmak için öngörmüştür, belirli alacaklar için bir kolaylık yolu olarak değil.