Bir boşanma davasında, taraflardan birinin ruhsal rahatsızlığı olduğu ve vesayet altına alınması gerektiği iddiası ortaya atılmıştır. Mahkemenin bu iddia karşısındaki usuli yükümlülükleri nelerdir? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2421 E., 2019/919 K. sayılı kararında, bu araştırmanın yapılabilmesi için hangi düzeyde bir delil başlangıcı arandığını Anayasal haklar (m. 17, 19, 20) çerçevesinde açıklayınız.
Bir davada, taraflardan birinin akıl hastalığı veya zayıflığı nedeniyle vesayet altına alınması gerekebileceği yönünde ciddi bir iddia veya belirti ortaya çıkarsa, mahkeme bu durumu göz ardı edemez. TMK md. 405, vesayeti gerektiren halleri düzenlerken; HMK md. 56, mahkemeye bu konuda bir karar verilinceye kadar yargılamayı erteleme yetkisi verir. Mahkemenin bu durumu, yetkili vesayet makamına (Sulh Hukuk Mahkemesi) bildirme yükümlülüğü de bulunmaktadır. Ancak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2421 E., 2019/919 K. sayılı kararında bu konuda önemli bir denge gözetilmiştir. Karara göre, mahkemenin bu yola başvurabilmesi için 'davacı veya davalının hâl ve hareketlerinin ruhsal bir rahatsızlığa açıkça işaret etmesi' ve bu kanının 'yeterince somut delillere dayanması' gerekmektedir. Aksi takdirde, soyut iddialara dayanarak bir kişiyi akıl sağlığı incelemesine zorlamak, Anayasa'nın 17. (kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı), 19. (kişi hürriyeti ve güvenliği) ve 20. (özel hayatın gizliliği) maddelerinde güvence altına alınan temel haklara haksız bir müdahale teşkil eder. Somut olayda Kurul, dosyada kadının ruhsal rahatsızlığı bulunduğunu gösteren, böyle bir inceleme ve araştırma yapmaya yetecek düzeyde 'ciddi ve inandırıcı bir delil' bulunmadığı için mahkemenin araştırma yapmamasının yerinde olduğuna karar vermiştir. Bu, mahkemenin her iddia üzerine değil, ancak somut ve ciddi emareler varsa bu yola başvurması gerektiğini göstermektedir.