CMK md. 160 uyarınca Cumhuriyet savcısının soruşturma başlatma görevi ile kolluğun 'kışkırtıcı ajan' gibi hareket etmesi arasındaki hukuki sınırı, Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2015/24056 E., 2016/14287 K. sayılı kararı ışığında tartışınız. Kolluğun, savcı emri olmaksızın, kendi inisiyatifiyle kimliğini gizleyerek yaptığı işlemlerle elde ettiği delillerin hukuki niteliği nedir?
CMK md. 160, bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenen Cumhuriyet savcısının derhal işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiğini düzenler. Bu süreçte kolluk, savcının yardımcısıdır. Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2015/24056 E., 2016/14287 K. sayılı kararında, gizli soruşturma yapan kolluk görevlisinin rolü net bir şekilde çizilmiştir: Kolluk görevlisi, failde önceden bulunmayan suç işleme kastını yaratarak onu suç işlemeye azmettiren bir 'kışkırtıcı ajan' gibi hareket edemez. Kolluğun kimliğini gizleyerek adli işlem yapabilmesi için CMK md. 160-161 uyarınca Cumhuriyet savcısının yazılı veya acele hallerde sözlü bir emrinin bulunması zorunludur. Kararda, savcının böyle bir emri olmadan kolluğun kendi çalışması üzerine (örneğin bir ihbarı alıp, müşteri gibi davranarak fuhuş pazarlığı yapması) elde ettiği delillerin hukuka aykırı olduğu ve CMK md. 216/3 gereği hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir. Bu durum, kolluğun adli görevlerini ancak savcının emir ve denetimi altında yürütebileceği, keyfi ve provokatif eylemlerle delil yaratamayacağı ilkesini pekiştirmektedir. Savcı emri olmadan yapılan bu tür işlemler, soruşturmanın yasallığını ve elde edilen delillerin geçerliliğini ortadan kaldırır.