CMK md. 98 uyarınca düzenlenen yakalama emri ile CMK md. 90/2 uyarınca kolluğun doğrudan yakalama yetkisi arasındaki temel farkları, özellikle 'gecikmesinde sakınca bulunan hal' ve 'derhal başvurma olanağının bulunmaması' unsurları açısından açıklayınız.
CMK md. 98, soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından verilen bir 'yakalama emrini' düzenler. Bu, kural olarak bir hâkim kararına dayanan, önceden planlanmış bir yakalama işlemidir. Buna karşılık, CMK md. 90/2, kolluk görevlilerine, hâkim kararı veya savcı emri olmaksızın, istisnai durumlarda doğrudan yakalama yetkisi verir. Bu yetkinin iki temel şartı vardır: 1) Tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren bir durumun olması (örneğin, kuvvetli suç şüphesi ve kaçma tehlikesi) ve 2) Gecikmesinde sakınca bulunan bir halin mevcut olması. 'Gecikmesinde sakınca bulunan hal' ile kastedilen, derhal işlem yapılmadığı takdirde şüphelinin kaçması, delilleri karartması gibi telafisi güç zararların ortaya çıkma olasılığıdır. 'Cumhuriyet savcısına veya âmirlerine derhâl başvurma olanağı bulunmadığı takdirde' ifadesi ise, bu yetkinin ikincil (tali) nitelikte olduğunu, eğer savcıya veya amire ulaşmak mümkünse, emrin onlardan alınması gerektiğini vurgular. Özetle, CMK md. 98'deki yakalama kural, CMK md. 90/2'deki ise istisnadır ve acil durumlar için öngörülmüş, sıkı şartlara bağlanmış bir kolluk yetkisidir.