Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, sanığın kimliği hakkında doğru beyanda bulunma zorunluluğu (CMK m. 147/1-a) ile Anayasa m. 38/5'te yer alan 'Hiç kimse kendisini... suçlayan bir beyanda bulunmaya... zorlanamaz' ilkesi (nemo tenetur) arasında bir çelişki var mıdır? Bu iki norm arasındaki ilişkiyi, normlar hiyerarşisi açısından değerlendiriniz.
Evet, bu iki norm arasında lafzi bir çelişki bulunmaktadır. CMK m. 147/1-a, şüpheli veya sanığa kimliği hakkında doğru beyanda bulunma yükümlülüğü getirirken, Anayasa m. 38/5, daha geniş bir koruma sağlayarak kimsenin kendini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanamayacağını hükme bağlamıştır. Kimlik bilgilerinin dahi, sanığın geçmişini (örneğin sabıka kaydını) ortaya çıkararak aleyhine bir durum yaratabileceği ve dolaylı olarak kendini suçlaması sonucunu doğurabileceği düşünüldüğünde, bir çelişki ortaya çıkar. Bu çelişkinin çözümünde, 'normlar hiyerarşisi' ilkesi devreye girer. Anayasa, kanunların üzerinde yer alan temel hukuk metnidir. Bir kanun hükmü (CMK) ile bir Anayasa hükmü çeliştiğinde, Anayasa hükmünün üstünlüğü esastır ve Anayasa hükmü uygulanır. Metinde de bu duruma işaret edilerek, '...normlar hiyerarşisinde tepede olan Anayasa m.38/5 gereğince bu mecburiyet bulunmamaktadır.' denilmiştir. Bu nedenle, teorik olarak sanığın kimliği hakkında yalan beyanda bulunması veya kimlik sorularına cevap vermemesi, Anayasal 'nemo tenetur' ilkesinin koruması altındadır ve bu nedenle cezalandırılamaz. Ancak uygulamada, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi amacıyla sanıktan kimlik bilgilerini doğru vermesi beklenmekte ve genellikle bu durum bir sorun teşkil etmemektedir. Fakat hukuki bir değerlendirme yapıldığında, Anayasal güvence daha üstündür. (Referans: sen.av.tr/.../capraz-sorgunun-butunlugu)