Ceza yargılamasında maddi hakikate ulaşma amacı ile sanığın 'nemo tenetur seipsum accusare' (hiç kimsenin kendini veya yakınlarını suçlamaya zorlanamaması) ilkesi arasında nasıl bir denge kurulmalıdır? Sanığın susma hakkı, bu ilkenin bir yansıması mıdır?
Maddi hakikate ulaşma amacı, ceza yargılamasının nihai hedefi iken, 'nemo tenetur' ilkesi (Anayasa m. 38/5, AİHS m. 6) sanığın temel bir savunma hakkını ve adil yargılanma hakkının özünü oluşturur. Bu iki ilke arasında denge, sanığı bir 'araştırma objesi' haline getirmeden, hukuka uygun yöntemlerle delil elde etme zorunluluğu ile kurulur. - Maddi hakikate ulaşma, her ne pahasına olursa olsun gerçeğin bulunması anlamına gelmez. Bu amaca ulaşılırken, sanığın onuru, temel hakları ve yasal güvenceleri korunmalıdır. - 'Nemo tenetur' ilkesi, devletin delil elde etme yükümlülüğünü sanığa yüklemesini yasaklar. Devlet, sanığın kendi aleyhine beyanda bulunma veya delil gösterme zorunluluğu olmaksızın, suçu bağımsız ve hukuka uygun delillerle ispatlamak zorundadır. Sanığın 'susma hakkı', bu ilkenin en önemli yansımalarından biridir. Sanık, kendisine yöneltilen suçlamalar hakkında açıklama yapıp yapmamakta tamamen serbesttir. Susması, aleyhine bir delil olarak yorumlanamaz ve bu durumdan bir suç ikrarı çıkarılamaz. Metinde de belirtildiği gibi, sanığın susma hakkı, savunma hakkının bir parçasıdır ve Anayasa m. 38/5 ile güvence altına alınmıştır. Bu denge, devletin delil toplama külfeti ile sanığın pasif kalma ve kendini suçlayıcı beyanlardan kaçınma hakkı arasında kurulur. (Referans: sen.av.tr/.../capraz-sorgunun-butunlugu)