Bir şirketin, tasfiye edilerek ticaret sicilinden terkin edilmesinden sonra, bu şirketten alacaklı olan bir işçinin açtığı hizmet tespiti davası gibi davaların görülebilmesi için şirketin 'ihyası' neden gereklidir? Şirketin ihyası davasının hukuki niteliği nedir ve bu davada kimler davalı olarak gösterilmelidir?
Bir şirketin ticaret sicilinden terkin edilmesiyle tüzel kişiliği sona erer. Tüzel kişiliği sona eren bir varlığın ise davalarda taraf ehliyeti (davacı veya davalı olma yeteneği) bulunmaz. Ancak, şirketin tasfiyesi sırasında gözden kaçan, tamamlanmamış işler veya şirkete karşı açılması gereken davalar olabilir. Metinde yer alan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararlarında (örneğin 2017/3683 K.) görüldüğü gibi, eğer terkin edilmiş bir şirkete karşı dava açma zorunluluğu doğmuşsa (hizmet tespiti, alacak, tapu tescil vb.), öncelikle o şirketin tüzel kişiliğinin geçici olarak yeniden canlandırılması, yani 'ihyası' gerekir. Şirketin ihyası, TTK'nın 547. maddesinde düzenlenen 'ek tasfiye' niteliğinde bir işlemdir. Amaç, şirketi yeniden faaliyete geçirmek değil, sadece devam eden veya açılacak davalarla sınırlı olarak şirkete yeniden taraf ehliyeti kazandırmaktır. İhya davası, hasımsız olarak veya tasfiye memurları ile ilgili Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne karşı açılır. Mahkeme, ihyaya karar verdiğinde, genellikle şirketin son tasfiye memurunu 'ek tasfiye memuru' olarak atar ve şirket, dava sonuçlanıncaya kadar yeniden ticaret siciline tescil edilir. Bu işlem tamamlandıktan sonra, asıl davaya (hizmet tespiti vb.) devam edilebilir. (Referans: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-372-yargitay-kararlarinin-tebligi.html - Emsal Yargıtay Kararları)