Bir sanık hakkında, CMK m. 90 uyarınca suçüstü halinde yakalama ve ardından CMK m. 91 uyarınca savcılık tarafından gözaltı kararı verilmiştir. 'Peşin gözaltı' olarak bilinen, yakalama kararı olmaksızın doğrudan gözaltı kararı verilmesi uygulaması hukuka uygun mudur? Yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin amaç ve şartları arasındaki hiyerarşik ilişkiyi açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #165001

Hayır, 'peşin gözaltı' uygulaması hukuka uygun değildir. Metinde de eleştirildiği gibi, gözaltı kararı, yakalama tedbirinin bir sonucudur ve ondan sonra gelir. CMK m. 91/1, gözaltına alma kararının, 'kanunun verdiği yetkiye göre yakalanan kişi hakkında' Cumhuriyet savcısı tarafından verilebileceğini düzenler. Bu, gözaltının ön şartının usulüne uygun bir 'yakalama' olduğunu gösterir. Yakalama ise iki şekilde mümkündür: ya CMK m. 90'daki suçüstü hali gibi koşulların varlığı ya da CMK m. 98'deki hakim kararı. Savcının, henüz yakalanmamış bir kişi hakkında doğrudan gözaltı kararı vermesi, kanundaki bu sıralamayı ve hiyerarşiyi ihlal eder. Bu üç tedbir arasında amaç ve ağırlık bakımından bir hiyerarşi vardır: 1) Yakalama (CMK m. 90, 98): Kişinin özgürlüğünün en kısa süreli ve geçici olarak kısıtlanmasıdır. Amacı, kişiyi savcı veya hakim önüne çıkarmak, delillerin karartılmasını önlemektir. 2) Gözaltı (CMK m. 91): Yakalanan kişinin, soruşturma işlemlerinin tamamlanması için savcı kararıyla belirli bir süre (genellikle 24 saat) polis veya jandarma nezaretinde tutulmasıdır. Yakalamadan daha yoğun bir tedbirdir. 3) Tutuklama (CMK m. 100): En ağır koruma tedbiridir. Sadece hakim kararıyla verilebilir. Şartları (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedenleri, ölçülülük) diğerlerinden çok daha ağırdır ve kişinin yargılama boyunca cezaevinde tutulmasını ifade eder. Bir tedbirin şartları oluşmadan diğerine geçilemez. (Referans: sen.av.tr/.../yargi-rahat-birakilmalidir)